-aaa bak hayat kuş geçio?
hayat hiç oralı olmamaktadır. bu durum da hayata tükürüklü bir öpücük kondurmanın da manası meali yoktur.
7.23.2006
kaygısız aptal
7.22.2006
"bazı zavallıların dediği gibi deme sakın. onlar şöyle diyor: - benim oğlum arslan gibi! bir seksen, bir doksan boyunda, 70 kilo, 80 kilo diyorlar. ona diyorsun ki, bu ölçü insan ölçüsü değil. metre ile ağaç kütükleri ölçülür, metre ile kereste ölçülür. Senin oğlun odun kütüğü mü, kereste mi ki, bunları ölçü olarak gösteriyorsun" dualı namaz hocası yusuf tavaslı
kişisel not: bu kitabın fazlası kesinlikle zarar.
Fotoğraf: B.K.
7.21.2006
bu kaç?
"Bir gazetede gördüğüm haber başlığı şöyleydi: "Yeditepe Üniversitesi, Atatürk ilkelerine bağlı öğrenciler yetiştiriyor." Ne yani, öğrenci Atatürk ilkelerine bağlı olmak için mi üniversiteye gidiyor? O iş ilk ve ortaöğretimde yapılır. Üniversite dediğin belli konularda uzman (ya da uzmanlaşmaya hazır) kişiler yetiştirir. Üniversite her türlü ' izm'in sorgulandığı yerdir. " Emre Aköz
7.19.2006
papa don't preach
umut dolu bir hayat bekliyor sanıyordum bu yenilenmiş türkiye sezonumda. ama hiçbişey öyle değil imiş. zaten hiçbişeyin beklendiği gibi olmayacağını uçak yere sürttürdüğü zaman türk menşevli kardeşlerimizin el çırpmasından anlamalıydım. altı ayda muasır medeniyetler seviyesine gelmeyi beklemiyordum ama... bişeyler işte. bohçamı toplayıp sudan'a gitmek iç savaşlarına beyaz bayrak sallayarak katılmak istiyorum. insan ideallerinden çok küçük olunca bir anahtar-kilit ilişiksizliği vuku buluyor. hafif kadınlar gibi "bu hayatı ben seçmedim tamam mı?" demek istiyorum. baba-ı alinin egolarını ben tatmin etmek istemedim. ben istemedim böyle olsun. yoruldum artık. ben kendi hayatımı yaşarken başkalarının benim hayatım üzerinden prim yapma sevdalarını anlamıyorum. ya bu benim kendi hayatım yahu. niye beyninizin masturbatik sıvılarınızı dimağıma boşaltıyorsunuz. çocuğuma bunları yaşatmayacağım na şuraya yazıyorum-nereye nereye?-. ben istiyorum ki içinde kompülsif geçen bir sinir hastalığından yatırsınlar beni bi düşünen adam bi sıçan adam bi örümcek adam ne bileyim hiç olmadı napolyon olayım. insanlardan korkuyorum. bunu daha önceki noter vekili nihat beyanlarımda da belirtiğim üzre. insanlarla iletişirken üzerime bir kondom geçiriyorum. daha sonra üzüntülere gebe kalmasın diye yaşantım. of ağıraksak yapma böyle. bak filistin olsun neblim dünyanın binbir köşesi yaz köşesi kış köşeşi. ama olmuyor işte. ille de bencil zencilik.
hamiş: yaz kızım. hayatının top on kısmında köklü değişiklikler yapılacak-aragaz-.
7.18.2006
hızır aciz
oğul: selam oğul: çay var mı? babası: var var babası: azzz sonra oğul: ii hanımına söyle bi maniniz yoksa oğlunuz size gelecekmiş de babası: bekleriz dedi
7.17.2006
7.04.2006
ich bin nich ein Berliner
bugun eski mesklerimi zikrettim de ne fena biriyim. tamam kutsal bir vaka vuku bulmus degil belki ama. niye yani-sacmaliyorsun hayir-. bugun bir hosum. icim huzur duygusuyla doluyor ustelik belirsizligin testisinden. belirsizlikten de ziyade bir kokteyl kivaminda. ama cok da hosunuza gidiyor bu. "tekrar aranmak" o sekerleme reklamlarindaki yasli amca ve teyze misali ustelik biraz da cikar yumaklariyla orulu bir halden sinekten yag cikarircasina duygusalliklarinizi sandiklardan cikariyorsunuz. a ne cok duygusallik varmis yahu. unutmusuz azizim. onlari kornise gecirirken kollarim pek yoruldu ama mis gibi de oldular. kalbimn namusu bu durumda duygusalliklar mi oluyor. agiraksak mubalaga, tesbih, tecahul arif soz sanatlarinin agdasi seni de rahatsiz etmio mu? fak yu. neyse neyse bugun kendime testisi elinde isimli parcayi kemal temizden kendime armagan ediyorum. bakin freudyen geometriyle yaklasmayin yakarim.
6.26.2006
sadece ciddi olanlar lutfen
cok ciddiyim. eve donmek istiyorum. hayir bulundugum mekan degil tek sorun. baska parametrelere bagli olarak da boyle hissediyorum. ya da ne dedigimi bilmiyorum. korkuyorum. yanlizliktan mi hayattan mi bilmiyorum ama bu korkutugum sey kafasi kadar gozluk takanlar ya da kelvin kilayn donlarinin gozukmesi icin eller havaya yapmasi gerekmeyen insanlar kadar korkunc. bir o kadar da ciddiye alinmamasi gereken bisi ama aliyor insan ister istemez. *yarin akrabalarimin yaninda olacagim. ya bogulursam diye de korkmuyor degilim. *iyi ki masuklar var hayatta yoksa cok kisioglu cok basarili olabilirdi. mesela bakin ornekliyeyim hemen ebru gundes neden boyle cunku deli divane isimli video klibinde annesi olacak o zalim kadin kafasina kafasina geciriyordu cantayi hanfendinin. iste sonuc. *aile kadar garip muessese gormedim yani bu sado mazoculari bile anliyorum ama bu aile muessesini anlamiyorum. *para insani pek rahat ve mutlu eden bi olcu ozellikle likitse. kisveli harikalar kampanyasi. yalanin bini bir para!
6.22.2006
hos musan dolu musan bos musan
uykum geldi yatmaliyim. insan kendini surekli bisey yapmak zorunda hissetmesi, ayrica bunu biraz da birileri icin yaptigini hissetmesi cok fena. umarim altimdaki yeni kimse horlamiyodur... ( uc nokta niye konuyo oraya? kayip genclik)
6.21.2006
sihirsiz mantarlar
icinde bulundugum nadan kimselerden siyrilmak istiyorum. ama ne kadar. kendindem de biraz. son sinavima giriyorum. cep telefonunu once hupletip sonra gumburdetmek de istiyorum ama kontorum pek fazla degil. bir kac saat sonra basimi camina yaslasyip mazosist zevkler aldigim otobusum kalkip beni baska illere goturecek. yolda giderken yine agaclar gorecegim. hepsi ayni-bakar kor-. bi yerlere kac kilometreler kaldigini bilmeden seyahat etmek niyetindeyim. umarim gordugum iki tabela arasindaki mesafe farkini gecen zamana bolmek suretiyle kac zamanda varacimizi, otobusun hizi gibi hayati guzel kilamayan ayrintilara takilmam da adam gibi uyurum. insanin nereye ait olmadigini gormesi de bir seydir. siki siki siki kopye gucu! ve tekrar yayini 'Ben düşüncenin suç olmaktan çıkarıldığı bir ülkede yaşamak istiyorum' Perihan Magden
bilen çok, cevap yok nasıl olsa
*Şu andaki hissiyatımı dillendirmek istiyorum. Bak dillendiriyorum. Gerçekleri yalnızca gerçekleri söyleyemeyeceğim içinse üzgünüm. *Bugün otobüsle Paris diyarından Brüksel diyarına seyahat ederken çok fena şeyler hissettim. Ama bu elindeki altınları göstermek için şuraya diye el eden teyze modeli değil. Bu benim en saf en altında Freud amcanın cinsel bir takım numaralar bulamayacağı bir şey. *Korkuyorum. Neden korkuyorum o da muamma. Sanırım bunu boşluğa söyleyemem. *İnsani boş bırakmamalı belki de sırtından ab-shaperı karnından biranın etkilerini eksik etmemek gerek. İnsan düşününce çok fena oluyor. Geceler gibi. Aslında insanlar gecelerden korktukları için uyuyorlar belki de. Ya da biricik tanrım biz kafayı yemeyelim diye uykuları icat etti. Şimdi bırak ağıraksak Amerikaları yeniden keşfetme. Sana ne? *Demem o ki gecelerin üzerine yapılan nağmeleri inlemeleri bir külliyat halinde yayınlasak hiçbir hanımefendi kafasına koyup da hanımefendi gibi yürüyemez. Üstelik “ben dünyanın en gözel garısıyam” bile demeye fırsat vermeden yere yığılır kalır. *Yolda tarlalar ağaçlar gördüm. *Konsept bu değil. *Boşluk ne kadar az doldurursan o kadar var olur. Belki de yok olur. Bilinmez böyle şeyler. *İki erdemli insan demiş ki “çözülmemiş bir gizem istiyorum, parçaları kayıp bir yap-boz istiyorum” demiş. Senin anlaman gerek esasen boşluk. Ne zamandan beridir boşsun. Herkes bunları istiyor bence. Herkes sürüklenmek istiyor. Birini çok sevmek, çok acı çekmek ileriki yıllarda diğerlerine anlatmak için film senaryoları istiyor. Tabi ki başrol ve kaprisler. Kimse gıdık yapmak istemiyor, istenmeyen tüyler hiç istenmemişti zaten malumunuz. *İyi ki aşk var. Bu iyi ki Atatürk’ün Allah’ın olması gibi. Yani mesela tanrı dediğimiz olgu. Bazen istenmeyen kimse oluyor. İşimize gelince istenen ya da. Aşkı istiyoruz ama aşk için gereken gücümüzü ve acizliğimizi yalnızlıktan alıyoruz. Ne yaman çelişkiler. *Şairler garip insanlar saçmalayıp hayatı çok güzel ifade edemiyorlar. Yani edememeleri çok güzel. Çünkü edemeyeceklerini biliyorlar. *Aslında bu yazı paradan sudan olması gerekiyordu ama maşuk yine galip geldi. Gelsin yeter ki gelsin. Mavilerde boğulmak için bir sebep daha. *Yeni insanlar tanımak kaç kalori yakıyor acaba. Selülitlere iyi geliyor mu mesela. Hangi bölgemizi çalıştırıyor. *Kadınlar hakkında edindiğim temel bir öğretiyi Arap bir arkadaşımdan öğrendim. Daha doğrusu üçüncü göz gibi bir şey. Şöyle söylemişti er kişi. Kadınlar eğer senden daha iyi bir seçenekleri varsa sen asla varolamazsın. Yani bir haza hanfendi sizinle müşkül ise bilin ki onun için en iyisisiniz o lahza.-bana da lo lo lo yaparsın belki- Tabi ki belirli bir süre. *İyi ki erkekim.
6.12.2006
bi baktım ki hiç bişey anlatamamışım..
*gidiyorum ben.*bu brüksel hanesinden yazdığım son hezeyanım olacak sanırsam. aslında ne yazılır onu da bilmiyorum. sadece herşeyi son güne sığdırmanın getirdiği bi telaşla bunu da yazayım dedim. mesela yazarlarda böyle mi acaba. ama onlara para veriyorlar. benimki kamu hizmeti bile değil. olsun şu lahza içimden ve etrafımdan geçenleri yazabilirim.* iki yan balkonda iki türk gece hayatı anılarından bahsediyorlar. ama ben bülent ortaçgille onları bastırdım. yan tarafımdaki afro-mülayim kız gelmez ise iyidir.* bi gündür(samimiyetsiz ünlem) arkadaşımdan istediğim linki arkadaşımın yoğun çabaları sonucu bulmasının akabinde ben o linki kaybettim. * linkin türkçesi yok mu yahu? * niye içimden biyerlere gitme isteği söndü bilmiyorum biri bana deniz kokusu getirse keşke. * büyümeye başladığımdan beri insanları anlamayı bıraktım. acaba kötü mü yaptım? * onu bunu aramak, elektrik faturası yatırmak, müşteri hizmetlerine bağlanmak, danışma bölümlerine danışmak hayatta haz edemediğim ürktüğüm, sesimin titrediği, tüylerimin diken yanaklarımın gül olduğı anlar. milyon dolarlık bebek bile olsanız oradaki askeri ücretli ağzında sakızla vernikli ahşap "tezgah"ın ardındaki sosyete pazarından alınmış d&g sıfır koldan fışkıran bıngıl kollara teslim etmeniz gerek kendinizi. yani belki bu açıdan güzel. sosyal adaleti ya da adaletsizliği bu şekilde dengeleyebilirsiniz. sosyal patlamaları ancak arjantinde görürüz böylece. ama niye benim gibi zavalli bir "bilinçli loser"a eziyet edersiniz. ben sizin çekmecenizde duran örgü şişlerinizi üst katlarınıza, asal çarpanlarınıza diyor muyum? gerçi onlarda asla asal çarpmazlar size ama. benimki de laf. * geçenlerde ergenlik sonunda emokid olabileceğime hükmettim. ama ruhen. fiziksel olarak asla o kadar yetenekli olamam. * sanırım hayatımı fotoğraf çekerek hayatımı kazanabileceğimi bilsem fotoğraf çekerek hayatımı kazanırım. * dua edin boşluk da nakitim yetsin izafi uzaklardayken.* sanırım asla bi diyara kök salamayacağım. korkuyorum. ben dünyalı olmak istemiyorum. ben bir şehirli olmak istiyorum. ibrahim tatlisesin bilbordlarda sırıttığı gibi değil ama. o şehrin içindekiler kısmında E303 olmayacak, islami usullere göre biçilecek ve son kullanma tarihi benim defnimden bilahare olacak. bi de perihan mağdenin anasına şehit analarının küfretmeyeceği bi diyar olursa iyi olur.* sana doğru geliyorum istanbul. beni bekleme. hiç beklemedin zaten. sadece nefes alabilecek kadar yer aç yeter. doğalgazlı da olsa iyi olur. * bu sene içinde bimbambom demek istiyorum. şan eğitimsiz ne kadar derim bilmiyorum ama. alaylı ağıraksak *"yanlızlığım benim sidikli kontesim." Ezginin Günlüğü
6.11.2006
"Laf döndü dolaştı ve Ö. şöyle dedi: Yabancı bir ülkeye yerleşebilir, oranın dilini ve kültürünü sular seller gibi öğrenebilirsiniz. En küçük bir 'falsonuz' olmayabilir. Taa ki çocukluk anılarından söz açılana kadar.
O kültürü sonradan edinmiş kişiler susup kalır. Çünkü kendi çocukluğu ile sohbet ettiği insanların çocukluğu arasında hemen hiç ortak yan yoktur.
Ben de ona İkinci Dünya Savaşı'ndan bir örnek verdim: Amerikalıların, Alman ajanları yakalamak için geliştirdiği tekniklerden biri de, şüphelendikleri kişiye pat diye bir popüler kültür sorusu yöneltmekti: "Birader, Süpermen'in sevdiği kızın adı neydi" gibi... Adam kem küm ederse, vay haline!
Bunlar küçükken öğrenilen fuzuli bilgilerdir. Ama aynı zamanda çocukların ortak referans noktalarıdır. Aynı kültürde yetişmenin, aynı duyguları hissetmiş olmanın göstergesidir. Özetle sosyalleşmenin parçasıdır.
Mesela benim yaşımda bir erkeğe, "Siz 'kaptan' oynar mıydınız" diye sorsam, neyi kastettiğimi hemen anlar. Çünkü dönemin hemen bütün erkek çocukları 'kaptan' adlı misket oyununu bilirdi. Sever sevmez, oynar oynamaz; o ayrı konu.
Gelelim günümüze... Günümüz kent çocuklarının ortak referansları neler? Bir kısmı için TV dizileri, futbolcular, bilgisayar oyunları değil mi?
Akşam TV'de arkadaşlarının da takip ettiği TV dizisinden ya da önemli bir maçtan mahrum bırakılmış bir çocuk, ertesi gün okulda ne yapar? Sus pus oturur ve acı çeker!
Evet acı çeker! Psikiyatri profesörü Yankı Yazgan geçenlerde bir konferansta aynen şöyle dedi: "İnsanlarda bir topluluğun içinde yer alma dürtüsü vardır. Böylece bir kimlik edinir ve mutlu olurlar. Topluluklara dahil olmayanlar, gruplardan uzak duran insanlar ise acı çeker." (Beyin çalışmaları bunu gösteriyor.)" Emre Aköz
beni türk polislerine emanet edin!
"...Karakola uğrayan, 24 yıllık trafik polisi, sürücülerden yakınıyor. Karşısına her gün "Sen benim kim olduğumu biliyor musun" diyen birçok kişinin çıktığını anlatıyor: "Lüks otomobiller kullanıyorlar. Çoğunun mesleği, işi yok. İkinci cümleleri genellikle haritadan kendine yer beğen, olur. Olmazsa rüşvet teklif ederler." Ardından geçenlerde yaşadığı ilginç bir olayı naklediyor: "Gece vakti yolda zikzaklar çizerek gelen BMW’yi durdurdum. Adam sarhoş. Konuya doğrudan girdi. Kim olduğumu biliyor musun, deyiverdi. Bu sırada telefonum çaldı. Kızım arıyordu. Üniversiteye hazırlanıyor. Bilgisayarın karşısında ders çalışıyormuş. Google’a gir ve Ahmet B. kimmiş bir bakıver, dedim. İki dakika sonra aradı. Hiçbir bilgi çıkmamış. Adama döndüm. Google’a baktık beyefendi, siz bir hiçmişsiniz, dedim..." Hürriyet Pazar
6.09.2006
ben sarılim mi o bana sarılmazsa?
-birtakim düşüncelerden sonra-...ama sol ile sağ duyularını birbirine karıştıran bir takım insanlar da "oyuna gelme" gazete manşetleri yerine son derece de terbiyesiz bir üslupla anayasayı yüzümüze fırlatıyorlar, yemez ise masaya hafifçe ittiyorlar. niye yahu? kötülükle iyiliği toplasan etkisiz eleman dedik. karma dedik. bağrımıza bastık kötülüklerimizi, sevdik. niçe dedi her duygu mübahdır. matah bişi sandık. duvarlara işedik, oraya geldik ebenizi siktik, deli deli insanlara alkış tuttuk, duvarlarımıza astık, bazılarını her gece öptük... hani bi hal vardırya. sancılı bi süreç. bu dünya sıçıcak mı artık doğurucak mı ne yapıcaksa yapsın. canımı sıkmasın.
6.08.2006
güçsüzler güçlüler kadar bişey olduklarında n'oluodu?
"Ben düşüncenin suç olmaktan çıkarıldığı bir ülkede yaşamak istiyorum. Bu dava, yurdumuzda vicdani kanaatleri belirtmenin suç olmaktan çıkarılmasına katkıda bulunacaksa bu çileyi de hakikaten sevinçle çekerim. Zira benim yurtseverlik tanımım, yurdunu hakikaten sevenlerin, en temel hak ve özgürlüklerin tanınması için elini taşın altına sokması gerekliliğine dayanıyor. Yazının yurtsever bir yazı olduğuna inanıyorum. Ve dramatik ama yürekten bir son olacak: Buyrun elim taşın altındadır." Perihan Mağden
6.07.2006
6.06.2006
kustukça sıra bana gelecek.
*bugün hayatımda ilk defa bi şiiri ezberledim-ezberleyene değil ezberletene bak-. insanın kendini iyi hissetmesi için fevkalade bi yöntem. *bi iki diğer blog kitabelerine baktım da gayet insanlar yazıyor yahu. kendimi ezik hissettim. giriş, gelişme, sonuçtan bihaber bi insan olarak modern çağın en ilkel duygularıyla sesleniyorum boşluğa. *Allah saklasın sözü bence Allah'ın adını anmak için masaya en uygun meze. *bugünlerde hayatımda yukarıya doğru çıkan-nedendir bilinmez- yaşam parametrelerimde bi kırılma yaşatmak isteği var içimde. ama bu gazlara alıştım. artık sancısız geçiyor *insan kadar riyakar, unutkan, nalet, çişiniyaptıktansonraeliniyıkamayan, gözlerifıldırfıldır, hazırayaktaykençaykoyduran, evininönünewelcomepaspasıkoyan bi organizma daha görmedim. hayır işin acı yani içlerinden bazılarına karşı boş diilim. gayet de seviyorum. allahtan zaman varda hepsini hizaya getirio. yoksa iflah olmazdı bu ırk. *hakikaten ama yani toplu taşıma için beklenen mekanlarda ne zaman şişmanca bir hanfendi görsem ve sabahın ilk ya da akabindeki ışıkları toprağı, betonu artık ne varsa ısıtıosa direk bi hayat kadını imajı belirio. hayır kadınlarda sabahın o köründe o kadar naif oluyorlar ki. yani hani yaftayı da yapıştıramıyorum. suçluluk duyguları ve telaş alıyor kendileme alanını. sanki olsa yiyecek seni...
(Fotoğraf: http://www.banksy.co.uk/)
6.05.2006
6.04.2006
yanımda oturan hayat kadını mıydı bence? sence zaten sabahın ilk ışıklarında toplu taşım aracı bekleyen her tombul kadın potansiyeldir.
400ml kepeğe karşı etkili şampuan, 100g paprika cips, 2 elma, 3 muz, 2 şeftali, 3 avuç erik, yaklaşık 3 porsiyon sarma, 1kg parmak sucuk, 800gr peynir, 1.25l meyve suyu, 2 kutu mısır gevreği, 4 kutu bisküvi, 400gr soslu mısır, 400gr çekirdek, 7 kutu muhtelif çikolota, 450gr bal, 2kg sosis, 2 paket jelibon, 3 paket hazır çorba, 400gr çikolota, 5 çift çorap, 2 pantolon, 3 t-shirt, 1 çift ayakkabı, 4 tükenmez kalem...
5.29.2006
"Kıralım besin zincirlerini; İyi alınmış besin ve gıda insanı ne kadar mutlu eder hiç fark ettiniz mi? Zeytinyağlı sarmanın vücuda salgılattığı haz guddelerinin değeri milyarlarca YTL'yle ölçülebilir mi? Tereyağlı psikopat bir Bursa İskender'inden sonra midede yer kalmamasına rağmen, neredeyse silah zoruyla yenen sıcacık bir künefenin lezzetinin verdiği mayhoşluğu kim tasvir edebilir? Serinlik bir yerde, bir ağaç gölgesinde zaman geçsin diye çitletilen çekirdeğin tadı avro olarak neye eşdeğer düşer? Kabuğunu soyduktan sonra ağıza atılan iğdeyle konuşmaya çalışırken apfıl pufül çıkan sesleri hangi besteci hayal edebilir? Mevsimi gelmişken alınan eriğin tuzla muhteşem dansına hangi Hülya Avşar ya da Asena eşlik edebilir? Gece geç saatte alüminyum sahanda inceden bayat ekmekle yenen yumurtanın canınıza kattığı can hangi ölçü birimiyle saptanabilir? Evet demek ki yemek yemek mutlulukmuş. Gerisi zaten serotonin filan..." Kaan Sezgin
yorumlu
"Hilal Cebeci 15 Haziran'da çıkaracağı yeni albümünün tanıtımı için bir kameramanla eve kapanacak ve 1 ay boyunca her yaptığı kaydedilecek! 156 IQ'su olduğunu ileri süren ve bu rakamla 154 IQ'ya sahip Sharon Stone'u bile sollayan(!) Cebeci, eve bekar bir kameramanla kapanmak istediğini söylüyor." Sabah
5.28.2006
bluebird
"...there's a bluebird in my heart that
wants to get out
but I'm too clever, I only let him out
at night sometimes
when everybody's asleep.
I say, I know that you're there,
so don't be
sad.
then I put him back,
but he's singing a little
in there, I haven't quite let him
die
and we sleep together like
that
with our
secret pact
and it's nice enough to
make a man
weep, but I don't
weep, do
you?"
Charles Bukowski
5.26.2006
5.22.2006
beş dakkada dünya turu
bugün geceyarısı itibariyle bi beljikli bana toplamda altı metreye seksenbeş santim olan paftamın asılmasında yardımcı olduğu gibi. asmam gereken yerde bulunan eski proceyi de kaldırdı. mutlu oldum. gözlerim kan çanağı, iki saat çıktı almak için uğraş verdim, allah kimseyi üniversitesini uzatmakla sınamasın. aman da aman. günlük yaz bi de. sus ağıraksak. tamam sustum. bi yarım saat uyusam uyanabilir miyim? bak hala konuşuo! tamam tamam maket yapıcam. fotoğraf motoğrafta yok bugün sana. çok da sikimdeydi hepsini ben çekiyorum zaten. defol.
5.21.2006
5.20.2006
çeeekil git baaaşımdan zaten siniiirim boozuk
5.18.2006
sucuklu en iyi tosttur.
Encarta® Instant Answers: Welcome back, ağıraksak. I am ready to help you! Did you know? The most common form of color blindness is dichromatism, which affects about 7 percent of males and less than 1 percent of females. ağıraksak: nasılsın? Encarta® Instant Answers: Iyiyim, teşekkürler. ağıraksak: ben nasılım? Encarta® Instant Answers: Türkçe seviyorum. ağıraksak: sevecen tabi şarapsız. güneş dil teoremi falan Encarta® Instant Answers: Öyle mi! bu çok güzel bir şey! ağıraksak: off. bilio musun? çizim çok fena birşey Encarta® Instant Answers: Türkçe pratik yapmam lâzım. ağıraksak: e bok ye. ne biçim arkadaşsın sen ya Encarta® Instant Answers: Hiç fikrim yok. ağıraksak: hani sadri alışık uzay yolunun yandan yemişinde makinanın birine bişey soruodu ya filmde. o aklıma geldi Encarta® Instant Answers: Hmm. I'm not sure about that one. ağıraksak: je deteste français Encarta® Instant Answers: Je ferai pareil quand j'aurai répondu aux autres personnes avec qui je discute. ağıraksak: ne dion la. senin fransızcan benden daha iyi. Encarta® Instant Answers: Türkçe kötüdür. ağıraksak: şerefsiz hemen ağız değiştirdin. Encarta® Instant Answers: Öyle mi! bu çok güzel bir şey! ağıraksak: gancığım dönerim diyosun? Encarta® Instant Answers: Üzgünüm, Türkçe'm çok kötüdür. ağıraksak: belli. git işine...
5.16.2006
"Yoksul değilim, 36 yıllık sanat yaşamımda biriktirdiğim bir şey var, onunla yaşamaya çalışıyorum. Devletin bize verdiği 420 YTL'lik emekli maaşım var. Orta halli yaşamı kabul ettim. Dünyanın yedi milyar insanı orta halli bir yaşamı kabul etseydi Afrika'da açlar olmazdı. İki çocuğumu okutmuşum, işleri var o yüzden çok mutluyum." İlyas Salman
5.15.2006
açık görüş
5.14.2006
...kendime söylediğim...
çok fenafillah hallerdenim. bugün pek fena bir gün. içinde bulunduğum günlerin en kötülerinden. hayır sorun ne bilio musunuz? insanlara illaki de ölü numarası yapmanız gerekiyor durup eğilmeleri için halinize. hayır yaşıyorsanız illaki onların sorunlarını anlayışla karşılamanız, anlattıkları temelfıkralarımsılara gülümsemeniz, kendi umutlarınızı arka cebinize tıkıştırmanız gerekiyor. ama yok gözlerine soka soka maviyim diye bağırmak lazım. aklıma insanların suratına yapıştırmam cevaplar neden o anda gelmez de yarım saat sonra hayıflanırım. kişisel gelişim kitapları bunları yazar mı? neden bütün sahne adamlarının eğildiklerinde içsel çamaşırlarını ve işlenmiş metallerin pırıltılarını görürüz. hayır ne işe yarar bu metaller o zaman? neden insanlar hayır demek istediklerinde hayır demezler. neden insanları kilometrelerce yorarlar? kısa mesaj servisi acil çıkış mıdır? bir cevapsız aramalar haybeye midir? insanın iç sıkılması illaki histerik hissiyatına mı bağlanmalı? hayatla bi sorunu olamaz mı? freudyen geometri için fazla önlinans değil miyiz? bu şarkıların hepsinin gerçekten anlamı var mı? bi zanaatçı sözleri kusarken herkesin dinleyeceğini hayal eder mi? bu hayal hastalıklı bi duygu değil midir? ecnebiyat bilir mi bu dünyada yok da vardır? ya da dünyanın kendi 25lerinden daha kozmopolit olamayacığını mı düşünürler? niye şovenismim beni rahatsız etmiyor? bi yolda mı yürüyorum yoksa yoksa dikey bir kütlede tırmanışta mıyım? kendimi bırakırsam olduğum yerde kalır mıyım yoksa dibe mi geri dönerim? cevaplar önemli değil. sorular sırtımı çürüttü zaten. bi de cevapların yükünü taşıyamıyacağım.
hamiş: artık "en"lere inanmıyorum. NASA da yalanlıyor zaten.
5.10.2006
rüyalar gerçek olsa..
"...Planlar havada kaldı 1974'te doğal sit alanı ilan edilen İstanbul Boğazı'nda, 1983'te çıkarılan Boğaziçi Yasası ve imar mevzuatıyla da bölgedeki doğal, kültürel ve tarihi değerlerin nüfus ve yapılaşma baskısı altında boğulması önlenmek istendi. Sarıyer, Beşiktaş, Beykoz ve Üsküdar ilçelerinin İstanbul Boğazı'ndaki 4 bin 634 hektara yayılan denizi gören tüm noktalar 'Boğaz Öngörünüm Bölgesi' ilan edildi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün denetimine bırakıldı. İstanbul Boğazı öngörünüm bölgesine, imar planlarında konut alanı olarak öngörülen alanlarda sadece okul gibi resmi kurum veya lokanta gibi kamuya açık işletmeler için imar izni veriliyor. Konut alanlarındaysa yüzde 6 oranında yapılaşmaya izin veriliyor. Örneğin İstanbul Boğazı'nda 2 bin metrekarelik bir arazi sahibi ancak 120 metrekarelik bir konut yapabiliyor ve konut alanı dışındaki arazi yeşil alan sayılıyor. İmar planları kâğıt üzerinde iyi görünse de kaçak yapılarla mevcut durum olması gerekenden çok uzakta. Karadan, havadan ve denizden imar planlarına aykırı yapıları tespit çalışması yapan Boğaziçi İmar Müdürlüğü, Hazine arazisindeki gecekondudan imar planlarına aykırı yoğunluğu ya da bölümleri bulunan villa, eğlence merkezleri ve ünlü restoranlara kadar binlerce yapı belirledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Encümeni, bu yapılardan 3 bin 7'si için yıkım kararı aldı..." Sabah
5.09.2006
5.07.2006
birinci yeninin suyu mu çıktı?
"bir menekşe duyuyorum ellerimsiz
o kadar güzel ki, amerika bile güzel
sen bile güzelsin bensizce
atomlar bile güzel
moleküller bile
toplanıp ayak oluyorlar bende
ağız oluyorlar biraz
diş oluyorlar keskince
iki göz parlakça
on tırnak sivrice.
bir menekşe duyuyorum ellerimle
bir molekül duyuyorum
bir atom
korkunç
birleşip ayak olmuyorlar bende
ağız, diş, tırnak
göz olmuyorlar
hep birden,
hep birden bir şey oluyoruz işte
ağzı, burnu, elleri, kolları
o korkunç güzelliğe karşı." edip cansever
5.04.2006
mavikuş
5.02.2006
hıhı
"...Kurtuluşun sırrı belli: bilgisayarın başından kalkmak. Ama bu mümkün mü? Gazetemiz her geçen gün biraz daha fazla MSN Messenger ve benzeri mesajlaşma yazılımlarının hâkimiyetine giriyor. Mesajlaşma dediysem öyle acil işler akla gelmesin; düpedüz geyik. İşin gücün ortasında damdan düşer gibi başlayan muhabettelerin esiri olanları teşhis etmek hiç de zor değil. Harıl harıl klavye tuşlayan ve nedense aptal aptal sırıtarak ekrana bakan herkes muhabbette oluyor. İnternette yazışırken çok mu komik şeyler yazılıyor bilemiyorum ama nedense o sırıtkan surat adeta standart bileşenlerin başında geliyor.
...Bu öyle üç-beş mağdurun meselesi de değil. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 13 ülkenin MSN operasyonunun başındaki Ebru Çapa'nın açıkladığı rapora göre 2003 yılında 646 bin 17 kişilik Türk MSN Messenger kullanıcı sayısı 2004'te 2 milyon 391 bini, 2005'te 8 milyon 619 bini geçmiş. En güncel veri geçtiğimiz mart ayına ait. Buna göre 12 milyon 265 bin 529 Türk MSN Messenger kullanıyor! Yani neredeyse Türkiyeli kullanıcıların tamamını kapsamış. Yüzde 72'lik ezici çoğunluk erkek, en büyük kullanıcı kitlesiyse 18-24 yaş arası. Bunca rekor yetmezmiş gibi Türkiye'deki MSN Messenger mesaj trafiği aylık 70 milyon mesajla dünya dördüncülüğünü elde etmiş..." Serdar Kuzuoğlu
5.01.2006
not et "güzel günler görülecek"
İşte en fenası oluyor. İstikametinizi bilememek. Size na şuradaki çeşmeden sağa sap diyen yok. Hiç olmamıştı zaten. Çocuk muyuz biz ki? Ama beşeriyat o umutla yaşıyor. onu kaybedince daha bir çöküyor. İlla haritasız oryantering. O gün için hazırlanamıyorsunuz. Şarkılar boşlukta yankılanıyor veyahut daha da vahim bir vaziyette çok sesli yankılar duyuyorsunuz. Hayır kötü de hissedemiyorsunuz. Sadece körebe gibi bişey oluyor ya da olmuyor, bu şey gibi "Kar Fırtınası"nın içinde gibi ama üşümek değil demek istediğim. Oradaki kaka rengiyle çarşafların medar-ı iftarı çarpışıyor... -aman ne de büyük laf etti-
kusmuğum geldi.
"Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, "Cenazeye çiçek olmaz" kararını geri almasını ve hükümetin Vakıflar Yasası'nı değiştirmesini talep eden çiçekçiler, hükümetin kapısını aşındırıyor. Kulis faaliyetlerini artıran çiçekçiler, şimdi de 3 Mayıs Çarşamba günü İzmir'de, Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında oynanacak olan Türkiye Kupası final maçında "Pet Şişe, Bozuk Para Değil, Çiçek At" kampanyası düzenleyecek. Çiçekçiler bu amaçla, maç öncesinde 70 bin de karanfil dağıtacak." Sabah
4.30.2006
"...Anadili Türkçe olan bir kişinin kısa cümlelerle düşündüğü, konuşma anında ise bu kısa cümleleri çeşitli yollarla birbirine bağlayarak karmaşık yapılar kurduğu görüşündeyim. Bu "cümle bağlama eğilimi" bazı konuşurlarda zayıf, bazılarında ise adeta bir hastalık derecesinde güçlü olabilir. Bu son durumda ortaya çıkan dilsel yapılar, insan zihninin üstün olanaklarını en güzel şekilde yansıtıyor. Farklı dil gruplarına ait birçok dili incelediğim halde şimdiye kadar hiçbir dilde beni Türkçe’deki karmaşık cümle yapıları kadar büyüleyen bir yapıya rastlamadığımı söyleyebilirim. Biraz duygusal olmama izin verirseniz, bazen kendime "keşke Chomsky de gençliğinde Türkçe öğrenmiş olsaydı... ", diyorum. Eminim o zaman çağdaş dilbilim İngilizce’ye göre değil, Türkçe’ye göre şekillenmiş olurdu..." Johan Vandewalle
lefrançaisestlarépétition
"...Yoo! İstanbul herşeye rağmen şahanedir!
Ama çoluk çocuk sahibi, accık para kazanmış "İstanbullu" nedense, villada oturmaya, bahçesine çiçek ekmeye özenmiştir! Bu yüzden hergün İstanbul'dan 100 kilometre uzaktaki evine gitmeyi ve sabah oradan şehre geri dönmeyi, hatta penceresini açtığında Boğaz, bir İstanbul caddesi, bir İstanbul sokağı, şehrin damları gibi manzaralardansa, dağ bayır, otoban, hatta sitenin sosyal tesisini görmeyi göze almıştır!
Üzgünüm "Neredeyse İstanbullular", sizi anlamıyorum!
İstanbul'un göbeğindeki 70 metrekarelik bir daireyi "İkinci Köprü'ye sadece 40 dakika", "Bahçeşehir'e sadece 80 kilometre" bir villaya kesinlikle tercih ederim! Veya gider Büyükada'da, ne bileyim Bodrum'da otururum kardeşim! En azından güzel yerler..." Gülse Birsel
4.28.2006
"A.'nın K. ilçesinde, lise öğrencisi, derse girdikten bir süre sonra sınıfa gelen kız arkadaşı tarafından sırasında oturduğu esnada tabancayla vurularak, öldürüldü. 11. sınıf öğrencisi T. Ü. (17), bir süre önce, okulun başka sınıfında eğitim gören kız arkadaşı S.M. (16) ile tartıştı. Bu sabah okula gelen S.M, ders zili çaldıktan bir süre sonra, T. Ü.'in sınıfına gelerek, biyoloji öğretmeninden izin alıp sınıfa girdi, çantasından çıkardığı tabancayla Ü.'e bir el ateş ederek, göğsünden vurdu. Sınıftaki öğrencilerin panik yaşamasının ardından, okul yöneticileri ve vatandaşlar tarafından K. D. Hastanesine kaldırılan T. Ü., tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından S.M, yakalanarak gözaltına alındı. Bu arada, olay sırasında sınıfta bulunan öğrenciler ve öğretmen, ifadelerine başvurulmak üzere emniyet müdürlüğüne götürüldü. Okula gelerek sınıfta incelemelerde bulunan emniyet müdürü M. Ç., ailelerin her ikisinin de A. köyü kökenli olduğunu ve ilçede oturduklarını, ilgili soruşturmanın sürdüğü kaydetti." Sabah
hiçliktan yedi aylık hamile...
herşeyken hiçbişey gibi hissetmek çok pis bir hissiyat. varlıktan yokluğa düşmek gibi. nasıl diyeyim. çok fena bişey işte. sevmek bana göre değil diyerek arabeskin prensi olmak istiyoruz. ama orda bile hemen tahta geçmeye heves ediyoruz. ilerde alem buysa kral benim olmak uğruna. tüm kardeşlerimi katlediyoruz. morissey gel de bi el at...
4.24.2006
"...Zenginleşme ve lüks yaşama hedefi son çeyrek asırda adım adım her şeyin önüne çıktı. Çeyrek asır önce, marka gösterişi, zenginliği ifade edecek abartılı işaretler taşımak genel olarak ayıplanan davranışlarken, şimdi yaygın olarak fakirlik ayıplanmaya başladı. Oysa geçen süre içinde fakirlik daha da genelleşti. Yaygın yoksulluk içinde yoksulluğunu gizleme gibi bir saçmalığa, yoksulluktan 'yırtma' arayışları eklendi. Artık altta kalanın canı çıkabilirdi. Toplumsal hayat yeni bir yere doğru evrilmeye başlamıştı. Eski Türk filmlerine damgasını vuran mütevazılık bile, yerini bir gösteriş merakına bıraktı. Sinemadaki geçiş döneminin 'muhteşem' figürlerinden Banu Alkan'ın, her fırsatta, "Sevgilim beni leydi okullarında okuttu!" diye açıklamalar yapması tesadüf müydü dersiniz? Yeşilçam o süreçte tükendi, yeni Yeşilçam 'televoleler' haline geldi...." Hakan Gülseven
4.18.2006
giderayak
Birşeyleri kaybediyorum. Ama neyi? Büyümek bu mu oluyor? Hayat insani yeri geliyor yıldıztilbeleştiriyor yeri geliyor "live life like a rockstar" dedirtiyor kendi bile inanmadan. Hayatta en tiksindiğiniz akımın neferi oluveriyorsunuz bu arada. Eklektisizm.-ama kendinizden nefret edemiyorsunuz, ergenlik sezonunu zararına satışlarla kapattığınızdan-
4.17.2006
istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?
"Devlet görevlisi olarak mafyanın içine sızan Polat Alemdar, yardımcısı Memati’ye düşmanları Avukat Nizamettin’in ve Kılıç’ın kellelerini alması ve kendisine getirmesi için emir vermiştir. Memati bu görevi yapınca Polat ona bir BMW X5 hediye etmiştir." -Yukarıdaki metinde istenen davranış nedir? A)Memati’nin Nizamettin’i ve Kılıç’ı öldürmemesi. B)Memati’nin Nizamettin’i ve Kılıç’ı olumsuz pekiştirmesi. C)Memati’nin Nizamettin’i ve Kılıç’ın kellelerini getirmesi. D)Memati’nin BMW X5’i alması. E)Memati’nin BMW X5’i almaması. "KPSS Deneme Sınavı"
4.16.2006
"Açık sözlülük, aileye sadakat, korkusuzluk, risk alma eğilimi, büyüklere aşırı saygı, plan yapmaktan haz etmeme, acıya dayanıklılık, hataları kabulden veya özür dilemekten kaçınma, liderlerle aşk-nefret ilişkisi ve önderlik etmeye yatkınlık... Misafirperverliğin yanı sıra misafirden faydalanma isteği, cahilce gurur, bir yandan otoriter yönetime eğilim ama öte yandan hayatta haz ve kazancın ancak kanuna uymamakla elde edilebileceğine inanç ve aşağılık duygusu." Hugh Pope
4.14.2006
dudullu ne kadar?
"Günde 3 saat ebru çalışıyorum. Suya yazı yazıyorum. Hayal kurmak gibi algılanabilir ama ben suya yazdığımı bile okuturum" Gülşen
İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Sanatçı Öğretim Görevlisi İ. K., ''Halk kültüründe hiciv ve 'Manda Yuva Yapmış Söğüt Dalına' gerçeği'' adlı makalesinde bu türkünün anlamını irdeledi. Türkünün Kastamonu'nun Tosya ilçesinden derlendiğinin hatırlatıldığı makalede, türküde anlatılmak istenenin ne olduğunun anlaşılabilmesi için, hem türkünün çıkış nedeninin hem de yöresel özelliklerin bilinmesi gerektiği vurgulanıyor. Makalede, türkünün hikayesi şöyle anlatılıyor: ''Dönemin beyi tarafından halk ozanlarının yönetim aleyhine söz söylemeleri yasaklanmıştır. Bu yasağın yanı sıra saz çalıp türkü söyleyen ozana bir eğlencede kendilerine türkü çalması emrivakisi yapılmış, bir kenara da kuru ekmeklerden oluşan yemek konmuştur. Bu ortamda bu türkünün çıktığı söylenmektedir. Ozan da kendisine yapılan bu haksızlığı onlarla dalga geçerek dile getirmiştir.'' Bazı kişiler tarafından saçma bulunan 'manda yuva yapmış söğüt dalına' sözlerinde anlatılmak istenen ise şöyle ifade ediliyor: ''Tosya bilindiği gibi pirinci ile ünlüdür. Çeltik tarlalarının sürülmesinde kullanılan manda yazın sıcağında göletlere yatarak az kıllı olan derisini hem serinletmek hem sineklerden korumak amacıyla çamura bular. Bunun için de göletlerin ve çeltik tarlalarının kenarlarında bulunan ve dalları da suyun içine kadar uzanan salkım söğütlerin dalları üzerine, gölgesine yatar. İşte mandanın söğüt dalına yuva yapması budur.'' 'Yavrusunu sinek kapması' ifadesinin de yavrunun sinek tarafından ısırılması anlamı taşıdığının belirtildiği makalede, çünkü yörede 'kapmak' sözünün ısırmak anlamında kullanıldığı, bir tür sineğin hayvanların kuyruk altlarına girip ısırmasının hayvanı delirten ve oradan oraya sıçratan bir olay olduğu belirtiliyor. Ardından ''gördün mü?'' sözcüğü ile türküye devam edip akıl almaz olayların olduğunu vurgulayıp alay etmek amacı taşıdığının kaydedildiği makalede, türkünün anlamı hakkında şu bilgiler veriliyor: -İkinci kıtadaki 'Öküzün torbadan düşmesi' ise öküzlerin hem yemlenmesi, ekine zarar vermemesi, hem de zaman kazanmak için boyunlarına takılan yem torbasının öküzün boynundan çıkması ve öküzün yemeden içmeden kesilmesi anlamını taşır. -Üçüncü kıtadaki müezzinin minareden uçması da erenlere karışması,ermesi anlamındadır. -Bağlantı bölümünde de tirit yemeğini emeği karşılığı hak ettiğini anlatıyor. Türkünün baştan sona içinde doğruları anlatan fakat ilk bakışta anlamsız gibi görünen bir ifade taşıdığının belirtildiği makalede, türküde ozanın ince zekası ile hiciv sanatının çok güzel bir örneğini sunduğu belirtiliyor. Türküde, özellikle farklı anlam taşıyan kelimeler seçildiğinin, kendine yapılan haksızlığa onlarla alay ederek, dalga geçerek cevap verildiğinin anlatıldığı makalede, ayrıca türkünün melodik açıdan da çok zengin ve hoş ritmik bir yapısının bulunduğuna dikkat çekilerek, bu nedenle üç kuşaktır halk müziği sanatçıları tarafından okunduğu vurgulanıyor. Manda yuva yapmış söğüt dalına, aman aman yavrusunu sinek kapmış gördün mü? Amanin yandım Amanin amanin amanin yandım Tiridine tiridine tiridine bandım Bedava mı sandın para verdim aldım Of-of Sabahleyin erken çifte giderken aman aman Öküzüm torbadan düştü gördün mü? Amanin yandım Of-of Sabah ezanını okurken-aman aman Müezzin minareden uçtu gördün mü? Amanin yandım (AA)
4.13.2006
Kazancı Yokuşu
kazancı yokuşu
paris sokaklarında sabaha karşı
çöp tenekelerinden aşk dökülür
aşıklar balık kılçıklarında ölür...
şanzelize yağmurda buğulu ayna
çiçekli jartiyerlerin gölgesi iz iz
kişiler geçer kişiliksiz
madrid balkonlarında zehirli asma gülleri
kök temiz filiz kirli
roma, nerondan arta kalan yaralar
aşk çeşmesinde kalp paralar
kazancı yokuşunda bir yatır var
ömürle yarışır mumları erimekte
beni orada bekle
ne çilekeş
ne vefakar
o ne sırdaş dede
o yokuş baharda da ıslaktır
güzde de
kayan kendi ayağın
düştüğün kendi kaldırımın
o yokuşta niceleri neler diler
o yokuşta gün ışırken
çöp tenekeleri ve yalnız kediler...
Zeki Müren
4.10.2006
"...Yani aslında sanılanın aksine yalnız değil, bilakisim. Sadece zaman zaman şımarıp, hepimiz gibi yalnızlığımızla yüceltebiliyoruz kendimizi. Bu oyuna gele de biliyoruz katır kadar olduğumuz halde.
Ve bu da normal belki. Yalnız yalnız, bütün meczup hissiyatımızla dolaşırken bir gün yolda işte 'O' aşkla karşılaşacağımızın umududur bu; kim bilir... O'nu aramanın sınırsız lüksüne sahip insanlarız. Ya sahip olamayanlar?
...Ve maalesef zaten yalnızlığı yaratan da bu serkeş saygısızlık. Tavrını koyamama." Ayça Şen Başkan
4.07.2006
3.23.2006
Eskiden 'küsülürdü'
"Aralarında bir süredir problem olan 17 yaşındaki iki liselinin kavgası kanlı bitti. Yeşilevler Endüstri Meslek Lisesi son sınıf öğrencileri Y.K. ile E.U., dün sabah okul yakınında karşılaştı. Aralarında tartışmaya başlayan iki öğrenci, daha sonra ayrıldı. Yaklaşık bir buçuk saat sonra okul çıkışında yeniden karşılaşan E.U. ve Y.K. bir kez daha tartışıp, kavga etmeye başladı. Bu sırada Y.K. cebinden çıkardığı bıçağı art arda E.U.'ya saplayıp koşarak kaçtı. Sırtından, karnından ve bacağından yaralanan E.U., öğretmenleri tarafından Adana Numune Hastanesi'ne götürüldü. E.U. Acil Servis'te tedavi edilirken kaçan Y.K. aranıyor. Her iki öğrencinin, okul yönetimince daha önce kavga ettikleri için uyarıldığı öğrenildi." Radikal
L. B. İlköğretim Okulu'nda 14 yaşındaki C.B., 'öğrenme geriliği' yüzünden yıl tekrarı yapan 17 yaşındaki arkadaşı F.C. ile alay etti. İki arkadaş küfürleşip kavgaya tutuştu. C.B., çantasından çıkardığı 'kelebek' türü bıçağını F.C.'nin kalbine sapladı. Kelebek bıçak F.C.'yi, sonunda ölüm olasılığı da bulunan üç günlük derin bir uykuya yatırdı... ...İl Milli Eğitim Müdürü Ö. B. de okula giderek, bilgi aldı. B. de okuldaki şiddeti 'dizilere' bağladı: "Çocuklar birtakım dizilerden ve filmlerden etkileniyor. ABD'nin yapıp izlemediği filmleri biz ithal edip çocuklarımıza izletiyoruz. Ekran başında, internet karşısında bu şiddeti görüyorlar. Ruh dünyaları böyle şekilleniyor. Ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor. "Okul Aile Birliği üyesi A. Ç. ve veliler, okullarında ilk kez meydana gelen bu olaydan ötürü çok kaygılı: "Evde çocuklarımıza o diziyi izletmiyoruz. Ancak çocuğuma arkadaşları, 'Sen erkek değil misin, neden izlemiyorsun diye soruyorlar. Evde izin vermesek sokakta öğreniyor. Bunu engelleyemiyoruz."
3.21.2006
3.19.2006
of
"Bingöl’de 48 saat içinde 5 intihar BİNGÖL - Genç ilçesi Servi beldesine bağlı Gerçekli köyünde 9 yaşındaki H.K. ile Yiğitbaş köyünde 14 yaşındaki H.B. av tüfeği ile intihar etti. Bingöl merkeze bağıl Çevrimbaş köyünde S.Ç. (18) tavana bağladığı iple yaşamını son verirken, Genç ilçesinde M.S. (19) Murat Nehri’ne, Sancak beldesine bağlı Karapınar köyünde de F.B. (17) Zerik Gölü’ne atlayarak intihar ettiler." Ntvmsnbc
3.18.2006
3.17.2006
"Boğaziçi Üniversitesi'nin desteklediği bir anketin sonuçları yayımlandı. Ve ne kadar rahatsız bir toplum olduğumuz anlaşıldı. Toplumun yüzde 76'sı eşcinsellerden, 65'i evlenmeden birlikte yaşayanlardan, 63'ü küpe takan erkeklerden, 56'sı diskoteğe gidenlerden rahatsız. (Orta Asya'daki erkek atalarımızın saçlarını uzattığını, küpe taktığını, hatta kahramanlık yapanların peçe taktıklarını unutmuş olmalılar!) Halkımızın yüzde 54'ü açık giyinen kadınlardan, 24'ü de başını örtmeyen kadınlardan rahatsızmış. Yüzde 36'sı ramazanda oruç tutmayanlara, 28'i de namaz kılmayanlara kızıyor! Ama aynı toplum akşamları oturup 'Benimle Dans Eder misiniz?' programındaki pek de tutucu olmayan sahneleri ayıla bayıla izliyor! Neresinden tutacaksınız bilmem. Sokakta yürüyüşünü beğenmediği için adam öldüren, arabasını solladığı için adam döven, giyimini beğenmediği insanlara kızan bir toplumda yaşıyoruz. Bu, sadece hoşgörüsüz değil, aynı zamanda sevgisiz bir toplum. İnsanların birbirine güvenmediği bir toplum. İmam-cemaat ilişkisi nasıldır bilirsiniz. Siyasetçiler, toplumun liderleri, sorumlulukları olanlar küfürleşirse, liseli öğrenciler ne yapmaz?" Türker Alkan
3.16.2006
3.15.2006
yerüstünden notlar uyarmıştı.
"Milli Eğitim Bakanı H. Ç., okullardaki şiddet olayları ve zararlı madde kullanımıyla ilgili olarak gerekli rehberlik hizmetlerinin sağlanıp önlem alınması talimatı verdi. 'Öğrencilerimizin Zararlı Madde Kullanımı ve Şiddet Gibi Risklerden Korunması' başlıklı genelge yayımlayan Ç., çocuklar arasında zararlı madde kullanımı ve şiddet risklerinin giderek arttığına dikkat çekti. Genelgede, il milli eğitim müdürlerinden, yönetici ve öğretmenlerden okul dahiline giriş çıkışlarda gerekli kontrolleri titizlikle yapmaları istendi. Yöresel özellikler dikkate alınarak yerel programlar hazırlanması ve kararlarda takipçi olunması istendi."
3.13.2006
korsan albume hağyır
"Diyanet'in 'cenazeye çiçek olmaz' kararını kaldırmak isteyen çiçekçiler, Bakan Aydın'a çıktı. Ayrıca Diyanet'e de Kutlu Doğum Haftası'nda 50 bin çiçek gönderme kararı alındı Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cenaze törenlerine çiçek gönderilmemesi yönündeki çağrıları ve vakıfların cenazelerde bağışla çelenk yerleştirmesi nedeniyle son yıllarda önemli ölçüde gelir kaybına uğrayan çiçekçilik sektörü, lobi faaliyetine başladı. Toplantı öncesi bakanlıkta çalışan kadınlara çiçek dağıtan grup, Diyanet'le ilişkileri sıcak tutmak için nisan ayında Hz. Muhammed'in doğumunun kutlanacağı Kutlu Doğum Haftası'nda yaklaşık 40 - 50 bin adet arasında çiçeği Diyanet'e ücretsiz verme kararı da aldı. Bağdatlıoğlu, "Promosyon mahiyetinde istedikleri sayıda çiçeği kutlamalara katkı sağlamak maksatlı vereceğimizi ilettik" dedi. Hastanelere çiçek alınmamasından dolayı da zararlarının arttığını dile getiren Bağdatlıoğlu, gelirlerinde son yıllarda toplam yüzde 45'e yakın kayıp olduğunu söyledi...
azeri kızı gahan
...Pırılcan Episode2":
efem
ağıraksak:
yapay zekayı izledin miydi?
"Pırılcan Episode2":
hevet lan
"Pırılcan Episode2":
güxel lan
ağıraksak:
ya işte ben de aynı şekilde ayça senin yanında sonsuza kadar uyuyim istiorum o gece hiç bitmesin
ağıraksak:
hıı güzel. de zuzaylıları gözüm tutmadı. formlarını iyi koruolar şarapsızlar.
üç kelimeyle hülya avşar
"Ve tabii Hülya Avşar... "Arkadaşım, sen her türlü olaya girmişsin, Tanju Çolak'la masanın bir tarafındayken, Kaya Çilingiroğlu'yla öte tarafına geçmişsin, şimdi hangi topa hamle yapıyorsun? Neye gülüyorsun, kimle kafa buluyorsun?" denebilir tabii. Ama mevzu başka... Hülya Avşar çok önemli bir figürdür, bir özettir aslında. Bir 'şey' olmak için donanım gerekmeyen bir memlekette, pervasızca 'her şey' olmak istenebileceğini anlatır. Dahası, böyle bir insana, sahiden her şeymiş gibi davranılabileceğinin ispatıdır. O, bir gün bir resim sergisine gider, tabloya hâkim olan renkler sarı-kırmızı olduğu için, "Bu tablo cimbomlu, bunun önünde fotoğraf çektirmem," der ve önemli bir ressamla tartışır, fena duruma düşmüştür ama bağırıp çağırdığı için o ressama haddini bildirdiğini zanneder. Zaten resim sergisi de, onun için orada görünmenin ötesinde bir anlam taşımamaktadır. (Sahi, o ressamın ismini hatırlayan var mı? Prof. Dr. Adnan Çoker-) Bir başka gün konferans vermeye kalkışır. Maksat, konferans 'bile' verebilmektir. Sonra, üniversite öğrencilerine, "Okumakla adam olunmuyor, eşeklik baki kalıyor," diye bağırırken, bu söylediklerine samimi olarak inanmaktadır. Ayıp yaptığını değil, lafı gediğine oturttuğunu düşünmektedir. Onun tüm yaşamı, aslında olduğunu, geldiğini inkar etmek üzerine kuruludur; mesela tenis oynaması hiç tesadüfi değildir. Tenisin burjuva kültürünün bir parçası, sembollerinden biri sayıldığı bu memlekette, aslında onun tenis oynamaması mümkün değildir. Semboller üzerinden de olsa, burjuva kültürüne dahil olmanın bir 'asalet' göstergesi olduğu kanaatindedir. Sıradan insan, 'avam'ın bir parçası olmak onun için düşünülemez. Gelin görün ki, Hülya Avşar, 'avam'ın deforme olmuş mükemmel bir örneğidir; gerçeklik hep ensesindedir. Annesine her baktığında, geldiği yeri tüm çıplaklığıyla görmektedir mesela. O yüzden annesine kameraları yasak ettiği söylenmektedir... Bildiğiniz, eli para görmüş, ailesini de kendi yaşam koşullarına uyarlamaya, en azından öyle göstermeye uğraşan 'evlat' durumu. Dengeler sağlanmazsa, yeni muhitteki komşulara ya da kameralara rezil olunur korkusu... Özcan Deniz'in babası sendromu... " Hakan Gülseven
vuah vuah vuah
Diyarbakır Melikahmet Lisesi'nde arkadaşlarının okuldan uzaklaştırılmasına karşı çıkan grubun okulun camlarını kırması sonucu, 8 öğrenci yaralandı.
3.08.2006
n'oluyoruz yaa?
DHA - AKSARAY - Okul arkadaşı tarafından bıçaklanan 18 yaşındaki Muzaffer Er öldü. Aksaray Lisesi'nde okuyan 18 yaşındaki Er ile 17 yaşındaki B.Ç. önceki gün teneffüste tartıştı. İddiaya göre, B.Ç., Er'e yürüyüşüne gıcık kaptığını söyleyerek üzerine yürüdü. Diğer öğrencilerin araya girmesiyle öngelenen gerginlik, saat 20.00'de bu kez sokakta tekrar alevlendi ve B.Ç., Er'i bacağından iki kez bıçakladı. Arkadaşlarının yardımıyla evine götürülen Er'in ailesi durumu öğrenince yaralı genci Devlet Hastanesi'ne götürdü. Aşırı kan kaybettiği için Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edilen Er, kurtarılamadı. B.Ç. ise dün sabah okula giderken gözaltına alındı. B.Ç. "Ben Muzaffer'in yürüyüşünden gıcık kapıyordum. Gündüz tartıştık. Akşam korkutmak için bacağından bıçakladım, kaçtım. Öleceğini tah-min etmiyordum" dedi.
3.07.2006
TV hakikatten dört-beş kilo fazla gösteriyor.
”Yaşayan üniversite ya da yaşayan kampus sloganlarıyla yola çıkan ancak 18.00'de kütüphanelerini kapatan bir üniversitenin öğrencileri de bu sloganı boşa çıkarmamak için olsa gerek üniversite dışında üniversiteli olduğunu hatırlayabiliyor ancak. ABD'de gece bile randevuyla girilebilen, masaların her daim dolu olduğu kütüphaneleri görüp, dinleyip Türkiye'de kütüphaneye üye bile olmadan mezun olan insanlarla karşılaşınca "burası Türkiye" deyip geçmek mümkün mü? En büyük referans kütüphanesindeki bilgisayarların 80'lerden kaldığı ve doğru düzgün çalışmadığı bir ülkenin sürekli yeni üniversite açma planları yapmasının nasıl bir anlayış olduğunu, genç nüfusuyla ikide bir niye böbürlendiğini de anlayamıyoruz.” FATİH DOĞAN: Ege Üni., öğrenci “Mesela, patlayan beyaz piyanodan birkaç hafif sıyrıkla kurtulan iğrenç Amerikalı, bizim derin devlet temsilcimizin hançer darbesiyle can verirken şöyle bir ifadeyle taksit taksit ölüyor: "Vow! Bu Türklerin sahiden şakaları yokmuş. İnanamıyorum, işte film icabı da olsa sahiden ölmekteyim. Yüreğime girmekte ve acımasızca kanırtılmakta olan hançer görüntüsü üzerine miksajda 'garç' diye bir ses bindirileceğini de şimdiden duyar gibiyim. Gacırtı sesi toplu bir ölümün işareti. Beethoven'in 9. Senfonisi, Avrupa Birliği, İsa, Hıristiyanlık ve bütün bir Batı da benle birlikte öldürülmekte. Yoksa bu yüreğime saplanmakta olan 30 santimlik bir hançer değil de 301'in ta kendisi mi?" Amerikalı'nın iç sesi gibi, yönetmen yardımcısının çığlığını da duymadan edemiyorsunuz. Esas kızımız ütülü giysileriyle bir ceylan gibi ortalıkta salınırken birinci asistan megafonla haykırıyor: "Daha doğal lütfen! Podyumda gibi değil, daha telaşlı! Yeni bomba patlamış. Dehşet içindesiniz. Unutmayın, yerlerdeki boya değil, etrafınızda yaralılar var!"” FERİDE ÇİÇEKOĞLU: İstanbul Bilgi Üni. “Yaptığı sert açıklamalarla her zaman dikkatleri üzerine çeken Türk Sanat Müziği'nin ünlü ismi Bülent Ersoy, kendi tabiriyle 'müzikteki yozlaşmaya' savaş açtı. Özellikle manken-şarkıcıları hedef alan sanatçı, "Ben 200 kiloluk halimle podyuma çıkıp mankenlik yapmıyorum. Yapmam da doğru olmaz. Çünkü fiziğim müsait değil. Mankenler de şarkı söylemesinler. Çünkü sesleri müsait değil, müzik kirliliği yaratıyorlar" deyince, Tuğba Özay'dan sert tepki aldı. Önümüzdeki günlerde çıkacak olan 'Hükümet Gibi Kadınım' adlı kasediyle müzik dünyasına adım atacak olan Tuğba Özay, Bülent Ersoy'ın sözlerine zehir gibi bir cevap verdi. "Evet, Bülent Hanım doğru söylemiş. Gerçekten de 200 kilo. Ona benim aerobic VCD'lerimi izleyip zayıflamasını tavsiye ediyorum" diyerek Ersoy'u çok kızdıracak bir açıklama yapan Özay, sesinin son derece güzel olduğunu iddia etti.” SABAH "Dünya Bankası'nda bugün başlayan enerji konulu konferansta konuşan Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz,,"fakirlere, küresel ısınmaya önemli etkisi olmayan enerji sağlanması" gerektiğini belirterek, "Dünyada toplam 1.6 milyar insanın elektriği yok" dedi. Konferansa katılan Uganda Enerji Bakanı Syda Bbumba da, özellikle Afrika'da elektrik ihtiyacının açıkça görüldüğünü ifade ederek, "Afrika karanlıklara gömüldü ve bu karanlık yoğunlaşıyor" diye konuştu. ABD'nin Princeton Üniversitesi'nden Profesör Robert Socolow de yaptığı konuşmada, "fakirlerin enerji ihtiyacının karşılanmasının karbondioksit gazının artışına ve bu nedenle küresel ısınmaya neden olacağını söylemenin yanlış olduğunu" kaydetti.” Akşam “AKŞAM yönetimi Oscar Ödülleri’ni takip etmek için beni Los Angeles’a göndermeyi önerdi beni ama köpeğime bakmak zorunda olduğumu söyleyerek bu teklifi reddettim. Mecburen televizyondan izledim. Vanity Fair’in geleneksel Oscar partisine de katılamadım.” Oray Eğin “ ... Şimdi ise bütün memlekette seri manyaklaşma yaşanıyor. Yahu değerli okurlar, geçtiğimiz hafta Ankara'da, yolcularla tartışan bir özel halk otobüsü muavini sopayla yolculara girişti, otobüs şoförü de polis yetişmeden bütün yolcuları son durağa götürmeye çalıştı. Otobüs muavini, bu sırada telefonla diğer şoförlere ve muavinlere de ulaşarak hepsinin son durakta toplanmasını istedi. Otobüsün içinde mahsur kalan yolcular, cep telefonlarından '155 polis imdat'ı aradı ve alıkonulduklarını söyleyerek canlarını zor kurtardı. Geçen hafta Samsun'da, 25 kadar kız öğrenci, okul çıkışında sokak ortasında saç saça baş başa kavga etti. Kız öğrencileri çember içine alan erkek öğrenciler kavgayı ayırmak yerine keyifle seyretti. Kızları, sokaktan geçenler ayırdı. Bitmedi... Polis kayıtlarına göre bu ay içinde Bursa, İzmir, Muğla, Diyarbakır, İstanbul, Trabzon, Konya, Mersin, Kütahya, Elazığ, Tekirdağ, Afyon, Adana, Balıkesir, Manisa ve Samsun'daki ilköğretim okulları ve liselerde 25 ciddi olay meydana geldi. Olaylarda bir öğretmen ile sekiz öğrenci hayatını kaybetti. 35 öğrenci ve öğretmen yaralandı. Bir ayda!.. Ankara'nın Polatlı ilçesinde karakola birbirlerinden şikayetçi olmak amacıyla giden iki grup arasında silahlı çatışma çıktı, bir kişi öldü, iki kişi yaralandı. Bildiğiniz karakolda oldu bunlar. Sonra, İstanbul'da öğrencilere eroin satanlara yönelik operasyon düzenlendi, operasyonda yakalanan torbacının üzerinden iki adet sahte 20 YTL çıktı. Bu paraları eroin sattığı bir kişiden aldığı anlaşıldı. Anlayacağınız, bu memleket, kalpazanın eroinciyi dolandırdığı bir memleket haline geldi... ...bir hanım doktor okurumuz, "Ben de, artık ithal başbakan ve ithal hükümet istiyorum, daha ucuza çalışıp memleketi daha iyi pazarlayacak birileri mutlaka vardır diyorum. Sesimi duyurmak istiyorum!" diye mesaj yazmış. Diyene değil, dedirtene bakın. Doktorları da delirttiler. Özel hastanelerde insan sağlığı pazarına düşmek istemeyen doktorlar, tımarhane koşullarında, günde 300 hastaya baka baka, zamanında neden bir kadın kuaförüne çırak girmediklerini ya da ilçe başkanlarını falan devreye sokup bir halk otobüsü hattı almadıklarını düşüne düşüne ruh sağlıklarını kaybediyor. Anatomi kitabını hatmetmiş bir adamın halk otobüsü muavinlerinden dayak yeme riskinin son derece yüksek olduğu bir ülkede delirmeyen insan zaten normal değildir...” HAKAN GÜLSEVEN “Ankara Ticaret Lisesi ile Anadolu Ticaret Lisesi öğrencileri arasında top çarpması yüzünden kavga çıktı. 4 öğrenci bıçaklanarak yaralandı. Olaya karışan 2 liseli gözaltına alındı. Adana’da düzenlenen futbol turnuvasında Borsa Lisesi ile Paksoy Lisesi maçının ardından öğrenciler birbirlerine saldırdı. 2 öğrenci bıçaklandı. Birinin de burnu kırıldı. Çorum Ticaret Meslek Lisesi öğrencilerinden 17 yaşındaki B.A., laboratuvarda tartıştığı sınıf arkadaşı M.U.’yu sırtından bıçakladı. Ağır yaralı M.U. komadan çıkamadı. Bursa’da ilköğretim okulu öğrencisi İ.E. (13) aynı okulda okuyan E.E. (13) tarafından bacağından bıçaklandı. Hastanede tedavi gören İ.E., ‘Nedenini bilmiyorum’ dedi.” Akşam “Uyuşturucu kullanma yaşı her geçen gün düşerken, Emniyet yetkilileri de zehir tacirlerine göz açtırmamak için çalışmalarını derinleştirerek sürdürüyor. Son olarak Samsun’da 3 lise öğrencisinin de aralarında bulunduğu 5 kişi esrar içerken yakalandı. Sokak timlerinin bir ihbar üzerine yaptıkları baskında, sokakta esrar içtikleri öne sürülen lise son sınıf öğrencileri Ö.Y. (17), E.P. (17) ve lise 2. sınıf öğrencisi E.S. (18), dershane öğrencisi Timuçin S. (20) ve üniversiteli Mehmet F.’yi (20) suçüstü yakalayarak gözaltına aldı. Aramada Timuçin S.’nin üzerinde bir miktar esrar, Mehmet F.’nin üzerinde ise ‘zigana’ tabir edilen sigara kağıdına sarılı esrar ele geçirildi. Gözaltına alınan öğrenciler esrar içmediklerini belirtirken, diğer zanlılar esrar kullandıklarını kabul etti. Zanlılar ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı.” Akşam “























