5.27.2007
5.23.2007
"...Genç Siviller'den gönüllerince bir cumhuriyet tarifi alsak? En çok özlemini çektiğimiz şey, tüm halkın katılımıyla yeni ve tam anlamıyla sivil bir anayasa hazırlanması. Darbecilerin yargılandığı, Yüksek Öğrenim Kanunu'nun kurumuyla beraber kaldırıldığı, üniversitelerin özgür olduğu, gençlerin düşmana karşı bir korkuluk olarak görülmediği, tek boy ve tek tip keresteler üretir gibi yetiştirilmediği bir ülke düşlüyoruz. Gençliğin iktidar söylemlerini koklamadığı, iktidar kimdeyse onun tarafında konumlanmadığı, tüm dünyada olduğu gibi, cesaretle farklı ve yeni şeyler söyleyebildiği bir cumhuriyet istiyoruz. Türkiye'de gençliğin şu an bildiği tek şey, zaten kendini korumaktan aciz olan siyaseti eleştirmek. Oysa ortada başka daha büyük iktidar odakları, hegemonik söylemler ve tekeller var. Önemli olan cesaret edip onlara karşı bir şeyler söyleyebilmek. Genç Siviller olarak hepimizin öyküleri, geçmişleri birbirinden farklı ama ortak ahlaki ve siyasi ilkelerde buluşuyoruz. Türkiye'de çözülmeyi bekleyen o kadar yakıcı problemler var ki... Kürt sorununa veya Hrant Dink cinayetine bakarken solcu olsanız ne olur, İslamcı, muhafazakâr veya liberal olsanız ne olur? Biz öncelikle vicdanımızın peşinden gidiyoruz, 'vicdani siyaset' yapıyoruz. Eğer ezilen karşısında içinde gerçekten acı hissedebiliyorsan vicdanlısın demektir, gençlik de böyle olmalı bizce." Radikal
5.21.2007
sağda solda dirlik
5.17.2007
slm nbr kibbb
5.14.2007
itham ediyorum!
"...Ama 'yarabbi şükür' lafını niye kullandın diyenlere çok kızıyorum. Bazıları burayı, yaşadığı yeri reddediyor ya! Sen hiç mi kullanmadın sanki 'yarabbi şükür' lafını hayatında? Tamamen Batı özentisi birtakım insanlar yaşıyor burada, onlar için bazı şeyler çok 'banal' oluyor. 'Körebe' albümünü yaparken 'bağlama mı, darbuka mı?' diyenlerle şimdi 'yarabbi şükür mü?' diyenler aynı insanlar. Onları kaale almıyorum, ama nasıl olur da böyle bir şeye kızabilirler diye şaşırıyorum. " Göksel
halka ve olaylara mütercim
"14 Mayıs 1950'de yapılan seçimlerle Türkiye'de tek parti yönetimi son erdi ve çok partili hayata geçildi. İşte o günden beri rahat yüzü görmedik. Halk meclisleri doldurdu, vatandaş Meclis'e giremedi, Reşolar Memolar memleketi yönetmeye kalktılar, her kafadan bir ses çıktı. O tek doğru partiyi kendi başlarına bulabilmeleri için halkın önüne defalarca sandık kondu, şaşırtmaca için çok sayıda seçenek sunuldu. Ancak her defasında 'bu halkı boş bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya' sözünü haklı çıkaran sonuçlar ortaya çıktı. Demokrasi bize beş beden büyük geldi. İşte bu yüzden bizim şimdilik layığımız bir Tek Parti rejimidir. Tek Parti kalsaydı, o parti de iktidara gelmesi meşru tek parti olan CHP olsaydı başımız ağırmaz, bu sıkıntıları, darbeleri, muhtıraları yaşamazdık, darbe mi olacak diye her gece boşuna gerilmezdik, istikrar olurdu, iş dünyası da önünü görürdü... Baykal'ın konuşmalarından niyet okuması yaptık ve buna göre CHP için bir Anayasa değişikliği paketi hazırladık. "-Saltanat geri gelsin. Sezer'in oğlu cumhurbaşkanı olsun. 3 CHP oyu 1 AKP oyunu götürsün. CHP'ye verilen oylar 5, AKP'ye verilen oylar yarım sayılsın. Anayasa Mahkemesi dağıtılsın, Kanadoğlu BAŞKADI ilan edilsin. Göbeğini kaşıyan adamların oy hakkı olmasın. Tespit için Bekir Coşkun yetkilendirilsin. Tandoğan ve Çağlayan mitingleri Halk Konsülü olsun, ayda bir toplansın. CHP seçimlere girsin. Kazanamazsa seçimler tekrarlansın. Halk Cumhurbaşkanı'nı değil, Cumhurbaşkanı halkı seçsin." www.gencsiviller.net
5.08.2007
nerden kalma?
"K. G. Osmanlı'dan kalma bir evde yaşıyor Ünlü caz piyanisti K. G., Emirgan'daki muhteşem evinin kapılarını 'H. A.' dergisinin son sayısına açtı. 1850'de inşa edilen evden artık G.'in piyanosunun sesi yükseliyor.. İ. C. C.'ın sahibi olan ünlü caz sanatçısı K. G., Emirgan'daki eski bir Osmanlı evinde eşi P. Hanım ve 7 yaşındaki kızı N. ile birlikte yaşıyor. 10 yılda 7 kez ev değiştiren G. ailesi, 1850 yılında yapılmış bu evi 3-4 kuşak sonraki varislerinden satın almış. Evi aldıktan sonra tadilat işlerine start veren ünlü sanatçı, evi yıkıp tekrar yaptıklarını ve dış cepheyi de ahşapla kapladıklarını ifade etti. Yaklaşık 5 aydır bu tarih kokan evde hayatlarını sürdüren G. Ailesi, baharın gelişiyle birlikte bahçenin de tadını doyasıya çıkarıyor. G., 4 katlı ve 480 metrekare kullanım alanına sahip evin restorasyonu için uzmanlardan yardım almış." Sabah
5.03.2007
bir kaç iyi adım
4.30.2007
4.28.2007
hepimiz karındeşeniz
Bir dinsiz olarak inançlı Müslümanların inançlarının gereğini yapmaları (namaz da kılarlar, başlarını da bağlarlar) beni zerre kadar germiyor da- Batı okullarından başka okul görmemiş, anneannesinin annesi dahi İstanbul'da doğmuş (coğrafi konum anlatılıyor) bir kadın olarak beni bu görüntü (türban) daraltmıyor da-Bu kasmayı/germeyi/gerdirmeyi, 'Bizim haklı yerimizi BUNLAR işgal ediyorlar' ruh halini (temelde yaşadıkları tam da bu! 'kültürel' 'sosyal' sandıkları bir sınıf 'didişmesi' zümre 'çekişmesi') abes buluyor da- ESAS MESELEme geliyorum: Bir nevi Kadın Düşmanlığı Çeşidi olduğunu da düşünmekteyim 'Türbanlı Kadın! Gözümüze Görünme!' krizlerinin. (Kitliceez seni evine!) ...
...Ben yalnızca esef duyarım onları YOK sayarak bunca etkin ve yetkin şahsiyetlerini görmezden gelerek yapılan bunca utandırıcı (DA) konuşma adına... Hakiki bir TEMSİL sorunundan söz edecekseniz de: 'Yüzde on'luk baraj tamamen antidemokratiktir' yazarken bizim gibi zibidiler, nasıl sağır, dilsiz, kör ve bakarkör takıldığınızı hatırlatmak isterim. Yaaaaa! 'Demokrasinin şu dilimi bana yarar; öbür dilimi gerer' diye bi 'şey' olmaz. Onun adı: dik-ta-tor-yaaaa." Perihan Mağden
so what?
eveet. bugün kendimle küçük bi oyun (dublaj türkçesi) oynayacağım. kendime hayattan bi ara sınav yapacağım. evet. başlıyoruz. istediğim sorudan başlayabilirim ve kağıdı dik kullanmak zorundayım! mimarlık nedir? ıı. üç boyutlu mekan yaratma sanatı? yemedi mi? kültürü kullanarak şey oluodu. şimdi kültür cepte. bunu yaratacağımız mekanlarda gösteriyorduk. tamam. hmf. o zaman ortaya ne çıkıo? şekillendiğimiz kültürde çevre verilerinden yararlanarak üç boyutlu mekan yaratma zanaati/sanatı. bana göre boşluk yaratma sanatı. bi de artizlik yapma. bi de kahrolma. arkadaş nedir? arkadaş bi siktir git ya dediğimizde siktir olup gitmicek kimseye denir. asmaz germez . çoğunlukla maldır. gözden uzak olunca bi denişik olur. kullanılmışlık hissiyle kıllandırmadıysa en temiz en güzel döneminizi yaşarsınız. ama her beşer parametreli alanda olduğu gibi mütemadi bir çizgi olmaz, sleş dat kom olur, kesit çizgisi olur, üstte kalan çıkma olur, olur da olur. toparlamak gerekirse ay niyd e frend oh ay nid e frend tu meyk mi hepi isimli garb şarkısında olduğu gibidir ama ama ama mutluluğun formülü çok açık değildir. osmanlıca nedir? eski türkçedir. ölü bir dil sayılmakla beraber başbuğğğlar ölmüyorsa neden ölsün bu haybrid/haybörd/hıyabirit güzel. şu an haftada iki kere ruhunu çağırma seansına katılıyorum. katılıyo muyum? bu başlıbaşına bi başlık. neyse osmanlıca diye bir şey yoktur. o zaman selçukluca da olması gerekir. osmanlıca, türkçenin arap ve fars dilinden haddinden fazla etkilenmesi/etkileşmesi(?) neticesinde oluşmuş bir lisandır. türkçe gramatiğine uyduğundan buna başka bir dil demek yanlış olur. osmanlıca konuş da dinleyelim demek yedi ölümcül günah içinde olsa olabilicek bir cürümdür. ebeveyn nedir? iyi bişeydir. gün aşırı sizi arar nedensiz bi şekilde hasta olup olmadığınızı, havaların nasıl olduğunu, derslerin nasıl olduğunu sorar sonra kaybolurlar. aybaşınız geldiğinizde hayatınızdaki kanamaya tampon ilaç olurlar. ekstre, fatura gibi iki boyutlu, cüzdan, çanta, dolap gibi üç boyutlu, aşk meşk gibi çok boyutlu meselelerle ilişiklikleri akıllara zarardır, zararlıdır. az görülünce çok sevilir, aranır; çok görülünce çok sıkılınır, çok sevilince çok hoyratlaşılır, çok sevince çok üzülünür. gönül nedir? herkeste olan bir organa eski çağlardan beri aşk, nefret, acıma ne menem emoğşın varsa anlam yüklenmesidir. (processing...) biz de babadan ne gördüysek o. başka bir gönülle muhabbet halindeyken, gidip gelirken, atıp dururken üzerine frajil etiketi yapıştırmak elzemdir. heyecan nedir? belki de diğer bütün duygulardan komplike, uzun sürmeyen o yüzden onbir ayın (sağdan sola yukarıdan aşağıya; muharrem, safer, rebiyyülevvel, rebiyüllahir, cemaziyelevvel, cemaziyelahir, recep, şaban, şevval, zilkade, zilhice) sultanı gibi her dem baştacı olan. yapayı pek yavan, doğalı da kırk yılda bir gerçekleşen doğa olayıdır. Cevap Anahtarı: mimarlık 1 . Mimar olma durumu, mimarın işi ve mesleği. 2 . Belirli ölçü ve kurallara göre yapılar yapma sanatı, mimari. arkadaş 1 . Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, yaren. 2 . Bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik Osmanlıca 1 . XIII-XX. yüzyıllar arasında Anadolu'da ve Osmanlı Devleti'nin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan, Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalan Türk dili. 2 . sıfat Bu dille yazılmış olan. ebeveyn Anne ve baba: gönül 1 . Sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duyguların kaynağı: 2 . mecaz İstek, arzu heyecan 1 . Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi vb. sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu. 2 . felsefe Coşku. (Kaynak: www.tdk.gov.tr)
4.24.2007
yüzüne de söylerim canım! söyledim hatta!
4.22.2007
içimdeki keriz
4.16.2007
şimdi yazıp yazıp sildiğim şu yazılardan ve kötü internet bağlantılarımdan bahane ederek yazmadığım bloguma geri dönmek istiyorum. lakin bağlantı olanakları elvermiyor. gelgelelim dimağımda iki lakırdıyı toplayıp bişiler yazmak var mı derseniz yok, derdim yine istanbul'la. İnsanın alıp veremediğinin bolca olduğu kaç kent vardır şu dünyada? soruyorum. kim abu dabi'yle dertleşir? kim lagos şehrini bir çiçekle özdeşleştirir? insan her gün görüp günden güne eriyen bu şehre nasıl acımaz? kendi sorunlamızın esas sebebi olduğu yetmiyormuş gibi bi de kendine çeki düzen vermiyor.
3.29.2007
3.27.2007
gidelim buralardan dayanamıyorum!
Hepimiz Cenevizliyiz! Allah bu ülkenin başına gelen giden bütün göt politikacıların, bu ülkeyi, bu şehri kuşa çeviren bütün küçük burjuvanın, laz mütaahitin, otopark mafyasının, "küçük" esnafın, taşralının, bilirkişinin, kendini bilmezlerin belasını versin. Orospu çocukları çekin şu güzel diyardan elinizi! 700 yıl yağmur çamur demeden üzerinde konaklayan her medeniyetin sırtını dayamasına sesini çıkarmayan şu biçare "duvar"dan ne istiyosunuz? Sikerim metronuzu! Alçak adamlar! "Taksimden Haliç’e inen metro inşaatı, Galata’da durdu. Çünkü projeye göre metro, Cenevizlilerden kalma tarihi Galata surlarının tam üzerinden geçiyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Sadece o duvar sorun yaratıyor” şeklinde açıklama yaptı. Topbaş’ın ‘duvar’ olarak adlandırdığı Ceneviz surları ve üzerinde yer alan Yanık Kapı ise İstanbul kültür mirasının en önemli parçalarından biri. 700 yıllık Yanık Kapı, Galata surlarının 12 kapısından ayakta kalan sonuncusu ve uzmanlara göre, Galata Kulesi kadar değerli bir yapı. Kapının üzerinde yer alan tarihi arma da, Galata’nın Ceneviz kolonisi olduğu günlere dair önemli bir belge. Yanık Kapı 1335 yılındaki yangından sonra inşaa edildiği için bu adı almış. Zeminin yükselmesi ve araç geçişleri ile kapı zaman içinde tahribata uğramış. Son olarak 2005 yılında bölgedeki doğalgaz inşaatı sırasında, İGDAŞ’ın kepçesine takılarak kırılmış. Kaza sonrasında yapılan restorasyonun ardından tarihi arma demir parmaklık içine alınmış. Kepçelerin, kamyonların tahribatından kurtulan Yanık Kapı ve Ceneviz surları, bu kez büyükşehirin metro projesine takıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, proje yapılırken, surların hesap edilemediğini söylüyor. Doktorasını sanat tarihi üzerine yapan Mimar Kadir Topbaş konuyla ilgili olarak “İş belli bir noktaya geldiğinde farkettik” diyor. Ancak Başkan Topbaş’ın farkedilemediğini söylediği Galata surları, şehir planlarında net bir şekilde görülüyor. Büyükşehir Belediyesi, metro inşaatına devam edebilmek için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan görüş sordu. Kurul da surların taşınmasına karar verdi ve taşınma işleminin ne şekilde ve nereye yapılacağına dair bir bilim heyeti raporu istedi. Ancak henüz bu heyet oluşturulamadı. Uzmanlara göre, surların taşınması mümkün değil. Ayrıca taşınması halinde nereye götürüleceği de ayrı bir sorun oluşturuyor... Z. S. - Ankara 23 Mart 2007, Cuma 12:54 ben orayı henüz görmedim, sakın ha oraya zarar vermeyin. orası türkiyenin tarihi! " www.ntvmsnbc.com
2.10.2007
benbeylegüzelimfalanfilan
2.05.2007
elifbağ öğreniyorum!
Aşkım isyanlardanın yerini aşkım nisyanlardaya bırakmasıyla birlikte hayat komplike olmaktan çıkar. ilk önce artık her yüzde ondan bir şey aranmaz, yeni birileri bulunmaya çalışılırken titizlik aranamamakla beraber bu ileri safhalarda sütten ağzı yanmaya dönüşür ki fenadır, insanlara daha bi temkinli, çekingen yaklaşılır kaşarlık müessesinde işe alınmadıysanız. arkadaşlara daha bir sarılınır, türkan şoray misali "herkesin sevgilisi" olunur. tensel ihtiyaçlarınızı arkadaşın ensesine tokat, saç çekme, ağlayan kızların omuzlarınızda oluşturduğu ıslaklıkla karşılanır, yeşerilir onun olmadığı her yerde canımlar başlar. asillikten avamlığa ya da tam tersine geçilir. ne değilseniz o olunur. Sonra teknolociler gelişir, geniş bant internet hizmetleriyle "al bak bu şargı bizim şargımız olsun", "of ne biçim smayli koydum ama" diyerek "ye avatarım ye" prensibiyle önceden mendil düşürme, gerdan kırma, göz süzme, dokundurma, elle tacizin yerini bu samimiyetsiz/soğuk/ucuz şeyler süsler. Ama geçecek de bir gün gelecektir. ne olucak bu gençliğin hali diye kaygılanmak yersizdir, çünkü gençliğin halini iki kurtlar vadisi bir sihirli annem arasına sıkıştıran entel kuntel sağlı sollu insanlar sorunların köklerine inmekten acizdir. gençler ise her önüne gelene verir. bu da görece iyi bi şeydir. fakat sorunu çözmeleri için onlarında büyümeleri lazımdır. ama büyümek kötüdür. Bu konuda tıbbın aktarlardan daha fazla ileride olduğu muğlaktır. Bu yazının da amacı sapmıştır. susulmalı, bavullar hazırlanmalı, yollara düşülmelidir.
1.31.2007
Vatan kurtarmanın türlü yolları
1.27.2007
1.25.2007
Arkanda arı var!
12.20.2006
bu havada gidilmez!
"...Mevzu AB olduğunda, çook uzaktan bakan bizler bile bu kadar bezginken, siz memlekette ne haldesiniz acep? En büyük hüzün kaynağı, başımızı devekuşu gibi AB kumuna sokmuş olmamız, 'İsterim de isterim' diye salya sümük ağlamamız, 'AB olmazsa İran oluruz' korkusuyla yamanacak yer aramamız, bölünmüş kamplarda her gün daha yüksek duvarlar örüp birbirlerine diş bileyen insanlarımızla bir kıyamete uygun adım yürümemiz. Oysa her şey o kadar kötü mü? Ne petrolü ne gazı varken, mecbur olduğu için çalışıp üreten bir ülke, son 20 yıldır dünya pazarlarına çıkmayı da, malını ve emeğini satmayı da öğrenmiş durumda. Rusya'dan Orta Asya'ya, Afrika'dan Orta Avrupa'ya inşaatları, fabrikaları, markaları, işçi ve işverenleriyle Türkler zaten dünyayı fethediyor. 'Kapıkule'den ötesi' edebiyatının tabutu çoktan çivilenmiş. Bizde vatandaş devlete tur bindirmiş, içerideki zincirleri kırıp dünyaya kapağı atınca gücünün farkına varmış, gaza basmış gidiyor. Memlekette bu dinamizme güven, bu yaratıcılığa imkân olmadığı için herkes dışarı kapağı atmanın peşinde. Okun yaya, 'Senin götürdüğün, benim özgürlüğümdür' dediği gibi, gidenler aslında Türkiye'nin çok şeyini alıp götürüyor... " Suat Taşpınar
11.16.2006
know thyself
11.05.2006
türkiyeli olmaktan tiksindiğim anlar
11.02.2006
Serbest Düşme
10.19.2006
Boşluğum sana söylüyorum gelenim sen anla!
10.17.2006
10.14.2006
holey! artık popomla da gülebiliyorum!
"Önce O. P., sonra E. Ş.’a açtığı davalarla gündeme gelen K. K. şimdi de Nobel Akademisi’ne dava açmaya hazırlanıyor. K., “O. P. da, ödülü de bizim gözümüzde şaibeli” diyor. .... O. P.’un kitaplarını okudunuz mu? Okudum, okudum. Hangi kitaplarını okudunuz? Edebi olarak nasıl eleştirdiğinizi öğrenebilir miyiz? K. romanını okudum. Bir iki eserine de başladım ama emin olun 50-55 sayfadan sonra götüremedim. Zamanımın boşa harcandığı kanaatiyle uzak kaldım ama K. romanını başından sonuna kadar okudum. Onu da edebi değeri son derece düşük, ikinci-üçüncü sınıf romancıların yazabileceği kitap olarak görüyorum." www.ntvmsnbc.com
sullen boy
10.13.2006
10.12.2006
zeytinyağı olunmaz, doğulur.
10.08.2006
we're nowhere and it's now
10.04.2006
deneme bir'ki
9.26.2006
susarsak, su mu içeriz?
"Şikâyetten bıktık. Ekşimişlikten bıktık. Mutsuzlukları devletin, resmi tarihin, resmi yorumların üstüne atmaktan bıktık. 'Yerim dar, oynayamıyorum' bahanelerinden bıktık. Elimizi taşın altına soktuk. Dünya Bankası'ndan, UNESCO'ya kadar savunabileceğimiz bir model yaratmanın peşine düştük. Başarabilirsek, ki hiçbir şüphem yok, bu modeli ihraç etmek istiyoruz. Nereye? Tokat'a, Ağrı'ya, Giresun'a... Yükseköğrenimde hamasetten de usandık. Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz diyoruz. İddialı değil miyiz? Elbette, iddialıyız ama şıklıkta değil, akademik performansta iddialıyız! www.kapadokya.edu.tr'ye bir bakın, olmaz mı?" Alev Alatlı
9.18.2006
9.14.2006
veni vıdı vıdı
9.13.2006
Gürgen'ce!
"Karnı artık iyice belirginleşen sanatçıya fan club üyeleri; Kenan Doğulu'nun fan'larıyla Doğulu'nun konserinde bir araya geldiklerini söyledi. Bu haber karşısında çok mutlu olan Gülben Ergen; "İşte dayanışmanın en güzel örneği! Fan'larımla zaman zaman bir araya gelerek sohbetler yaparız. Onların fikirleri benim için çok önemli!. Hem Kenan'ın hem de benim fan'larım birçok sanatçı arkadaşıma büyük bir mesaj verdi" dedi." Sabah
9.05.2006
evrende yanlız mıyım?
9.02.2006
Bu tekliye dikkat! (Kimseye ünlenmiyor aslında nokta da olur.)
8.28.2006
*bişi diicem ama kızmayacaksın tamam mı? hayatı seviyorum. sanki ayıp gibi geliyo bana. *nasıl demeli ki nasıl izah etmeli. iltimas yapmaktan başka bir çıkar yol var mı? ama yok etmicem bu sefer. yazarlar çizerler türkücüler pandomcileri taklit ediyoruz. coğrafya gibi sonuçları bir sentez olarak sunan bir bilimiz sanki. saf diiliz. anca saftirik olabiliriyoruz. *okumakla hadım olunmuyor abazalık baki kalıyor. küçük kabartılarımızla yaşamı seviyoruz. ne ayıp. ne ayıbı ya bi sus taşralı seni. *cinsel devrimimiz tamamlanmadan aşık meşk diye saçmalıyoruz.. illa tükkanın önü açık olucak. o hiç gelmicek ki. *ya sonuçta bu allahnan benim aramdaki bişey. ya sonuçta bu bi ihtiyaç. bıdı bıdı bıdı.*"neden geceler bu kadar sessiz? neden rüyalar bu kadar uzak?" rafet el aman
8.20.2006
çog mu momik?
"Belçika'da Flaman-Valon çatışması bitmiyor. Ülkenin Almanca konuşulan Flaman bölgesi lideri Yves Leterme 175 yıllık Belçika devleti için "Tarihin bir kazası. Kral, futbol ve biradan başka hiçbir ulusal değeri yok" dedi. Şok yaratan bu sözlerin sahibi Leterme Fransız gazetesi Liberation'daki ropörtajında Fransızca konuşanlara da yüklendi: Akıl kapasiteleri Almanca öğrenemeyecek kadar sınırlı..." Sabah
"huhuh ohumah istiyorum!"
"Okulun Mütevelli Heyeti Başkanı yazar Alev Alatlı, "Kapadokya aşığı mali müşavir M. Ş. bir rüya gördü, bu rüyayı yaşama geçirdik. Genç nüfusumuzu kendilerinin ve ailelerinin geçimini sağlayabilecek becerilerle donatamazsak, bugünün Kandil Dağı, yarının Erciyes'i olabilir. İşsizliğin ülkeye neler getirdiğini görüyor ve yüreğinde bunu hissediyorsan bir şeyler de yapmak gerekti. Biz de şikayet etmedik. Elimizi taşın altına koyduk""(iki tırnak işareti bir hamama yakışır) Sabah
8.15.2006
close
"I don’t put a smile upon your face no more
I can’t make your heart shine like it did before
You don’t listen to my stories anymore
You can’t comfort me the way you did before
Was I too loud?, was I too bad?
Was I too open?
Was I too high?, was I too fast?
Was I too close?
I don’t feel your lips like the first kiss
I’d rather run away than sit to face the truth
Was I too proud?, was I too hopeful?
Was I too needing?
Was I too crazy?, was I too long?
Was I too giving?
No matter how far, no matter how long
I will be there" télépopmusik
8.13.2006
"Hollandalı arkadaşım, "Türkiye'de insan hakları ihlalleri ibret verici, insanlıksa müthiş" dedi. Teşvikiye metrosunda düşünce, yardıma koşanları anlatıp bitiremiyordu. Kendine gelsin diye bir odaya almışlar, isterse hastaneye, evine, refakat etmeyi önermişler. Bir ay önce Amsterdam'da süpermarketteyken tersi olmuş. Olmaması gereken yerdeki malzemeye çarpıp düşünce, etrafındakiler suçlarcasına bakıp, şahit olmamak için gözlerini kaçırırken, ilgililer, ihmallerinden kaynaklanan kazayı görmezlikten gelmişler. Aynı, Irak'a uygarlık götürdüklerini iddia edip, birbirlerine düşürdükleri, acz içinde bıraktıkları yerli halkı suçlayıp aşağılayanlar, İsrail'in işlediği savaş suçlarının adını koymadan, "Ama Hizbullah..." diye başlayıp, kendiliğinden menkul küresel hakem pozisyonlarından üstünlük taslayanlar gibi. Dünyamız isyan edenlerle, suçlu sensin diyenler arasında ikiye bölünüyor. Magna Carta'dan bu yana insan haklarını evrensel ahlakımızın parçası haline getiren uygarlıklar, uygarlık götürdüklerini iddia ettikleri yerlerde yaşam hakkını çiğniyor. 20. yüzyılda devlet terörizmi dengesinin iki ayağından biri olan Sovyetler Birliği'nin çökertilmesiyle Anglo-Amerikan egemenliğinde Batı, yüzyılın başında olduğu gibi meydanı tekrar boş buldu. İnsan haklarıyla hukuku, 21. yüzyıl haritamızda geçersiz kılmalarıyla, biz de türümüzde hâlâ varolan içgüdüsel duygularımızla sürdürmeye başladık insanlığımızı. Bir yanda Batı'da toplumsal kurumların kayıtsızlığında anonimleşen insan ilişkileri, bir yanda insani duyguları infiale indirgenen mağdurların adalet anlayışı. Bir yanda Batı'da yalnızlaşan, korkuyla beslenenler, bir yanda mağdurların intikama yönelme potansiyelini taşıyan içgüdüsel duygularının tezahürü. Bir yanda gündelik yaşamlarının tüketicisi, değer mefhumlarını yitirip her şeyin fiyatını bilenler, bir yanda ölümle iç içe yaşamaya mahkûm edilen, hayatta değerli bulduklarımızın maddi karşılığı olamayacığını bilen, mağdurlar. Yıllar önce İngiltere'de bir çift, bakmışlar ki ülkelerinde cürüm artıyor, eğitim ve sağlık sistemlerinden gelir dağılımındaki adaletsizliğe kadar her şey kötüye gidiyor, insanlar psikiyatristlere muhtaç, kültür metalaştırılıyor, demokrasi oligarşiye dönüşüyor, ırkçılık kol geziyor, ne yemekleri yemek ne iklimleri iklim, çocuklarıyla haritayı açıp uygun bir ülke bulmuş, tası tarağı toplayıp taşınmışlar. Bir hafta geçmemiş, Güney Amerika'da İngiliz müstemlekeciliğinden kalma Falkland Adaları'na, Arjantin'in sahip çıkmasıyla gittikleri yerde savaş çıkmış. Yitirdikleri değerler peşinde Batı'dan kaçan Batılılar, hiç olmazsa emeklilik yıllarında huzura kavuşabilecekleri, alıp başlarını gidebilecekleri bir dünyayı gün geçtikçe yok eder oldu. Davos toplantılarında, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü'nde aldıkları kararlarla kârlılık adına desdekledikleri totaliter rejimlerde, çökerttikleri ekonomilerde, neden oldukları göçlerle milyonlarca insanı Batı'ya sığınmaya, onları aşağıladıkları işlerde ikinci sınıf vatandaş olmaya zorladılar. Şimdi bu insanların yaşam tarzları, tepkileri, Batı'yı kendi evinde de huzursuz ediyor. Küreselleştirdikleri dünyada tatil için seyahate çıkmaya korkan Batılı, artık kendi evinde de korku içinde yaşıyor. Kendileriyle birlikte başkalarını da batırıyorlar. Belki teknolojilerine güveniyorlar, belki de mahvettikleri dünyayı yoksullara bırakırken kurtuluşlarının uzayda olacağına inanıyorlar. Batı, kendi uygarlık bunalımı içinde yolunu kaybetmişken, infaz ettiği vatandaşlarının organlarını bile satan 21. yüzyılın dev adayı Çin, olup biten karşısında ellerini ovuşturarak gelenin gideni aratacağı tahtına oturmaya hazırlanıyor. " Gündüz Vassaf
8.11.2006
8.08.2006
bir kadım bile yok, anlıyor musun?
*belirsizliklerin hayatımızı belirlermesi biraz garip değil mi yahu? yani hani belirsizlik ya belirlememesi lazım sanki. yani yasaklamak yasaktır veyahut asla asla deme gibi bişi bu. ya da değil bilmiyorum. *bir çok annenin dolup taştığı kaderi yaman bir topografyada bizden ötede olan beriki medeniyetlerin anca kaplarını kacaklarını oğuşturarak hangi seviyeye yükselebiliriz ki? cin de çıkmıo zaten. ama çıkaydı şu anda iç ferahlığı, kimsenin pekmezinin dökülmediği bir cihan bi de yapay çiçeklerin yerini esastan çiçeklerin kapladığı -oksijen manyağı olurduk lan-bir türk diyarı isterdim. düşünsenize yahu. aa ne güzel bi dünya olurdu.
8.07.2006
gelin protonlar bir olalım!
bi dakika bi dakika şu an elimize ulaşan son bir haberi iletmek istiyorum. şu an dünyanın en bahtiyar insanı benim. birazdan geçicek ama olsun. adrenal diil bu başka bişi. vur-kaç taktiği uygulayan eşkiya hormonlar sizi. kırk yılda bir kendi dünyamızdan geçen ve sadece bir kaç "yüz metre koşusu" "uzunluğundaki hissiyata veda ediyoruz. el sallayın.
aaa-politik
"Cümlemize hayırlı olsun. Zaten Mesut Yılmaz da Erkan Mumcu'yla anlaşmış, 'vatan'a dönüyormuş. Demirel'in gıdıklanmadığı an vaki değildir. Ecevit de iyileşti mi, frigoları hazırlayın. Korku filmleri sadece perdeyi değil hayatı da basabilir. " Nur Çintay
7.23.2006
kaygısız aptal
7.22.2006
"bazı zavallıların dediği gibi deme sakın. onlar şöyle diyor: - benim oğlum arslan gibi! bir seksen, bir doksan boyunda, 70 kilo, 80 kilo diyorlar. ona diyorsun ki, bu ölçü insan ölçüsü değil. metre ile ağaç kütükleri ölçülür, metre ile kereste ölçülür. Senin oğlun odun kütüğü mü, kereste mi ki, bunları ölçü olarak gösteriyorsun" dualı namaz hocası yusuf tavaslı
kişisel not: bu kitabın fazlası kesinlikle zarar.
Fotoğraf: B.K.
7.21.2006
bu kaç?
"Bir gazetede gördüğüm haber başlığı şöyleydi: "Yeditepe Üniversitesi, Atatürk ilkelerine bağlı öğrenciler yetiştiriyor." Ne yani, öğrenci Atatürk ilkelerine bağlı olmak için mi üniversiteye gidiyor? O iş ilk ve ortaöğretimde yapılır. Üniversite dediğin belli konularda uzman (ya da uzmanlaşmaya hazır) kişiler yetiştirir. Üniversite her türlü ' izm'in sorgulandığı yerdir. " Emre Aköz
7.19.2006
papa don't preach
umut dolu bir hayat bekliyor sanıyordum bu yenilenmiş türkiye sezonumda. ama hiçbişey öyle değil imiş. zaten hiçbişeyin beklendiği gibi olmayacağını uçak yere sürttürdüğü zaman türk menşevli kardeşlerimizin el çırpmasından anlamalıydım. altı ayda muasır medeniyetler seviyesine gelmeyi beklemiyordum ama... bişeyler işte. bohçamı toplayıp sudan'a gitmek iç savaşlarına beyaz bayrak sallayarak katılmak istiyorum. insan ideallerinden çok küçük olunca bir anahtar-kilit ilişiksizliği vuku buluyor. hafif kadınlar gibi "bu hayatı ben seçmedim tamam mı?" demek istiyorum. baba-ı alinin egolarını ben tatmin etmek istemedim. ben istemedim böyle olsun. yoruldum artık. ben kendi hayatımı yaşarken başkalarının benim hayatım üzerinden prim yapma sevdalarını anlamıyorum. ya bu benim kendi hayatım yahu. niye beyninizin masturbatik sıvılarınızı dimağıma boşaltıyorsunuz. çocuğuma bunları yaşatmayacağım na şuraya yazıyorum-nereye nereye?-. ben istiyorum ki içinde kompülsif geçen bir sinir hastalığından yatırsınlar beni bi düşünen adam bi sıçan adam bi örümcek adam ne bileyim hiç olmadı napolyon olayım. insanlardan korkuyorum. bunu daha önceki noter vekili nihat beyanlarımda da belirtiğim üzre. insanlarla iletişirken üzerime bir kondom geçiriyorum. daha sonra üzüntülere gebe kalmasın diye yaşantım. of ağıraksak yapma böyle. bak filistin olsun neblim dünyanın binbir köşesi yaz köşesi kış köşeşi. ama olmuyor işte. ille de bencil zencilik.
hamiş: yaz kızım. hayatının top on kısmında köklü değişiklikler yapılacak-aragaz-.
7.18.2006
hızır aciz
oğul: selam oğul: çay var mı? babası: var var babası: azzz sonra oğul: ii hanımına söyle bi maniniz yoksa oğlunuz size gelecekmiş de babası: bekleriz dedi
7.17.2006
7.04.2006
ich bin nich ein Berliner
bugun eski mesklerimi zikrettim de ne fena biriyim. tamam kutsal bir vaka vuku bulmus degil belki ama. niye yani-sacmaliyorsun hayir-. bugun bir hosum. icim huzur duygusuyla doluyor ustelik belirsizligin testisinden. belirsizlikten de ziyade bir kokteyl kivaminda. ama cok da hosunuza gidiyor bu. "tekrar aranmak" o sekerleme reklamlarindaki yasli amca ve teyze misali ustelik biraz da cikar yumaklariyla orulu bir halden sinekten yag cikarircasina duygusalliklarinizi sandiklardan cikariyorsunuz. a ne cok duygusallik varmis yahu. unutmusuz azizim. onlari kornise gecirirken kollarim pek yoruldu ama mis gibi de oldular. kalbimn namusu bu durumda duygusalliklar mi oluyor. agiraksak mubalaga, tesbih, tecahul arif soz sanatlarinin agdasi seni de rahatsiz etmio mu? fak yu. neyse neyse bugun kendime testisi elinde isimli parcayi kemal temizden kendime armagan ediyorum. bakin freudyen geometriyle yaklasmayin yakarim.
6.26.2006
sadece ciddi olanlar lutfen
cok ciddiyim. eve donmek istiyorum. hayir bulundugum mekan degil tek sorun. baska parametrelere bagli olarak da boyle hissediyorum. ya da ne dedigimi bilmiyorum. korkuyorum. yanlizliktan mi hayattan mi bilmiyorum ama bu korkutugum sey kafasi kadar gozluk takanlar ya da kelvin kilayn donlarinin gozukmesi icin eller havaya yapmasi gerekmeyen insanlar kadar korkunc. bir o kadar da ciddiye alinmamasi gereken bisi ama aliyor insan ister istemez. *yarin akrabalarimin yaninda olacagim. ya bogulursam diye de korkmuyor degilim. *iyi ki masuklar var hayatta yoksa cok kisioglu cok basarili olabilirdi. mesela bakin ornekliyeyim hemen ebru gundes neden boyle cunku deli divane isimli video klibinde annesi olacak o zalim kadin kafasina kafasina geciriyordu cantayi hanfendinin. iste sonuc. *aile kadar garip muessese gormedim yani bu sado mazoculari bile anliyorum ama bu aile muessesini anlamiyorum. *para insani pek rahat ve mutlu eden bi olcu ozellikle likitse. kisveli harikalar kampanyasi. yalanin bini bir para!
6.22.2006
hos musan dolu musan bos musan
uykum geldi yatmaliyim. insan kendini surekli bisey yapmak zorunda hissetmesi, ayrica bunu biraz da birileri icin yaptigini hissetmesi cok fena. umarim altimdaki yeni kimse horlamiyodur... ( uc nokta niye konuyo oraya? kayip genclik)
6.21.2006
sihirsiz mantarlar
icinde bulundugum nadan kimselerden siyrilmak istiyorum. ama ne kadar. kendindem de biraz. son sinavima giriyorum. cep telefonunu once hupletip sonra gumburdetmek de istiyorum ama kontorum pek fazla degil. bir kac saat sonra basimi camina yaslasyip mazosist zevkler aldigim otobusum kalkip beni baska illere goturecek. yolda giderken yine agaclar gorecegim. hepsi ayni-bakar kor-. bi yerlere kac kilometreler kaldigini bilmeden seyahat etmek niyetindeyim. umarim gordugum iki tabela arasindaki mesafe farkini gecen zamana bolmek suretiyle kac zamanda varacimizi, otobusun hizi gibi hayati guzel kilamayan ayrintilara takilmam da adam gibi uyurum. insanin nereye ait olmadigini gormesi de bir seydir. siki siki siki kopye gucu! ve tekrar yayini 'Ben düşüncenin suç olmaktan çıkarıldığı bir ülkede yaşamak istiyorum' Perihan Magden
bilen çok, cevap yok nasıl olsa
*Şu andaki hissiyatımı dillendirmek istiyorum. Bak dillendiriyorum. Gerçekleri yalnızca gerçekleri söyleyemeyeceğim içinse üzgünüm. *Bugün otobüsle Paris diyarından Brüksel diyarına seyahat ederken çok fena şeyler hissettim. Ama bu elindeki altınları göstermek için şuraya diye el eden teyze modeli değil. Bu benim en saf en altında Freud amcanın cinsel bir takım numaralar bulamayacağı bir şey. *Korkuyorum. Neden korkuyorum o da muamma. Sanırım bunu boşluğa söyleyemem. *İnsani boş bırakmamalı belki de sırtından ab-shaperı karnından biranın etkilerini eksik etmemek gerek. İnsan düşününce çok fena oluyor. Geceler gibi. Aslında insanlar gecelerden korktukları için uyuyorlar belki de. Ya da biricik tanrım biz kafayı yemeyelim diye uykuları icat etti. Şimdi bırak ağıraksak Amerikaları yeniden keşfetme. Sana ne? *Demem o ki gecelerin üzerine yapılan nağmeleri inlemeleri bir külliyat halinde yayınlasak hiçbir hanımefendi kafasına koyup da hanımefendi gibi yürüyemez. Üstelik “ben dünyanın en gözel garısıyam” bile demeye fırsat vermeden yere yığılır kalır. *Yolda tarlalar ağaçlar gördüm. *Konsept bu değil. *Boşluk ne kadar az doldurursan o kadar var olur. Belki de yok olur. Bilinmez böyle şeyler. *İki erdemli insan demiş ki “çözülmemiş bir gizem istiyorum, parçaları kayıp bir yap-boz istiyorum” demiş. Senin anlaman gerek esasen boşluk. Ne zamandan beridir boşsun. Herkes bunları istiyor bence. Herkes sürüklenmek istiyor. Birini çok sevmek, çok acı çekmek ileriki yıllarda diğerlerine anlatmak için film senaryoları istiyor. Tabi ki başrol ve kaprisler. Kimse gıdık yapmak istemiyor, istenmeyen tüyler hiç istenmemişti zaten malumunuz. *İyi ki aşk var. Bu iyi ki Atatürk’ün Allah’ın olması gibi. Yani mesela tanrı dediğimiz olgu. Bazen istenmeyen kimse oluyor. İşimize gelince istenen ya da. Aşkı istiyoruz ama aşk için gereken gücümüzü ve acizliğimizi yalnızlıktan alıyoruz. Ne yaman çelişkiler. *Şairler garip insanlar saçmalayıp hayatı çok güzel ifade edemiyorlar. Yani edememeleri çok güzel. Çünkü edemeyeceklerini biliyorlar. *Aslında bu yazı paradan sudan olması gerekiyordu ama maşuk yine galip geldi. Gelsin yeter ki gelsin. Mavilerde boğulmak için bir sebep daha. *Yeni insanlar tanımak kaç kalori yakıyor acaba. Selülitlere iyi geliyor mu mesela. Hangi bölgemizi çalıştırıyor. *Kadınlar hakkında edindiğim temel bir öğretiyi Arap bir arkadaşımdan öğrendim. Daha doğrusu üçüncü göz gibi bir şey. Şöyle söylemişti er kişi. Kadınlar eğer senden daha iyi bir seçenekleri varsa sen asla varolamazsın. Yani bir haza hanfendi sizinle müşkül ise bilin ki onun için en iyisisiniz o lahza.-bana da lo lo lo yaparsın belki- Tabi ki belirli bir süre. *İyi ki erkekim.
6.12.2006
bi baktım ki hiç bişey anlatamamışım..
*gidiyorum ben.*bu brüksel hanesinden yazdığım son hezeyanım olacak sanırsam. aslında ne yazılır onu da bilmiyorum. sadece herşeyi son güne sığdırmanın getirdiği bi telaşla bunu da yazayım dedim. mesela yazarlarda böyle mi acaba. ama onlara para veriyorlar. benimki kamu hizmeti bile değil. olsun şu lahza içimden ve etrafımdan geçenleri yazabilirim.* iki yan balkonda iki türk gece hayatı anılarından bahsediyorlar. ama ben bülent ortaçgille onları bastırdım. yan tarafımdaki afro-mülayim kız gelmez ise iyidir.* bi gündür(samimiyetsiz ünlem) arkadaşımdan istediğim linki arkadaşımın yoğun çabaları sonucu bulmasının akabinde ben o linki kaybettim. * linkin türkçesi yok mu yahu? * niye içimden biyerlere gitme isteği söndü bilmiyorum biri bana deniz kokusu getirse keşke. * büyümeye başladığımdan beri insanları anlamayı bıraktım. acaba kötü mü yaptım? * onu bunu aramak, elektrik faturası yatırmak, müşteri hizmetlerine bağlanmak, danışma bölümlerine danışmak hayatta haz edemediğim ürktüğüm, sesimin titrediği, tüylerimin diken yanaklarımın gül olduğı anlar. milyon dolarlık bebek bile olsanız oradaki askeri ücretli ağzında sakızla vernikli ahşap "tezgah"ın ardındaki sosyete pazarından alınmış d&g sıfır koldan fışkıran bıngıl kollara teslim etmeniz gerek kendinizi. yani belki bu açıdan güzel. sosyal adaleti ya da adaletsizliği bu şekilde dengeleyebilirsiniz. sosyal patlamaları ancak arjantinde görürüz böylece. ama niye benim gibi zavalli bir "bilinçli loser"a eziyet edersiniz. ben sizin çekmecenizde duran örgü şişlerinizi üst katlarınıza, asal çarpanlarınıza diyor muyum? gerçi onlarda asla asal çarpmazlar size ama. benimki de laf. * geçenlerde ergenlik sonunda emokid olabileceğime hükmettim. ama ruhen. fiziksel olarak asla o kadar yetenekli olamam. * sanırım hayatımı fotoğraf çekerek hayatımı kazanabileceğimi bilsem fotoğraf çekerek hayatımı kazanırım. * dua edin boşluk da nakitim yetsin izafi uzaklardayken.* sanırım asla bi diyara kök salamayacağım. korkuyorum. ben dünyalı olmak istemiyorum. ben bir şehirli olmak istiyorum. ibrahim tatlisesin bilbordlarda sırıttığı gibi değil ama. o şehrin içindekiler kısmında E303 olmayacak, islami usullere göre biçilecek ve son kullanma tarihi benim defnimden bilahare olacak. bi de perihan mağdenin anasına şehit analarının küfretmeyeceği bi diyar olursa iyi olur.* sana doğru geliyorum istanbul. beni bekleme. hiç beklemedin zaten. sadece nefes alabilecek kadar yer aç yeter. doğalgazlı da olsa iyi olur. * bu sene içinde bimbambom demek istiyorum. şan eğitimsiz ne kadar derim bilmiyorum ama. alaylı ağıraksak *"yanlızlığım benim sidikli kontesim." Ezginin Günlüğü
6.11.2006
"Laf döndü dolaştı ve Ö. şöyle dedi: Yabancı bir ülkeye yerleşebilir, oranın dilini ve kültürünü sular seller gibi öğrenebilirsiniz. En küçük bir 'falsonuz' olmayabilir. Taa ki çocukluk anılarından söz açılana kadar.
O kültürü sonradan edinmiş kişiler susup kalır. Çünkü kendi çocukluğu ile sohbet ettiği insanların çocukluğu arasında hemen hiç ortak yan yoktur.
Ben de ona İkinci Dünya Savaşı'ndan bir örnek verdim: Amerikalıların, Alman ajanları yakalamak için geliştirdiği tekniklerden biri de, şüphelendikleri kişiye pat diye bir popüler kültür sorusu yöneltmekti: "Birader, Süpermen'in sevdiği kızın adı neydi" gibi... Adam kem küm ederse, vay haline!
Bunlar küçükken öğrenilen fuzuli bilgilerdir. Ama aynı zamanda çocukların ortak referans noktalarıdır. Aynı kültürde yetişmenin, aynı duyguları hissetmiş olmanın göstergesidir. Özetle sosyalleşmenin parçasıdır.
Mesela benim yaşımda bir erkeğe, "Siz 'kaptan' oynar mıydınız" diye sorsam, neyi kastettiğimi hemen anlar. Çünkü dönemin hemen bütün erkek çocukları 'kaptan' adlı misket oyununu bilirdi. Sever sevmez, oynar oynamaz; o ayrı konu.
Gelelim günümüze... Günümüz kent çocuklarının ortak referansları neler? Bir kısmı için TV dizileri, futbolcular, bilgisayar oyunları değil mi?
Akşam TV'de arkadaşlarının da takip ettiği TV dizisinden ya da önemli bir maçtan mahrum bırakılmış bir çocuk, ertesi gün okulda ne yapar? Sus pus oturur ve acı çeker!
Evet acı çeker! Psikiyatri profesörü Yankı Yazgan geçenlerde bir konferansta aynen şöyle dedi: "İnsanlarda bir topluluğun içinde yer alma dürtüsü vardır. Böylece bir kimlik edinir ve mutlu olurlar. Topluluklara dahil olmayanlar, gruplardan uzak duran insanlar ise acı çeker." (Beyin çalışmaları bunu gösteriyor.)" Emre Aköz
,+estim%C3%A9e+%C3%A0+180.500+euros+avant+les+ench%C3%A8res+%C3%A0+Hong-Kong..jpg)



















