10.04.2006

deneme bir'ki

Selam boşluk, Senle uzun zamandır hesaplaşmamış idik. Bilmiyorum nereden başlamalı. Son dırdırımdan sonra fizyolojik, psikolojik, topografik büssürü şey değişti hayatımda. Bilmiyorum ne yapmam gerek, nereye uzanmak gerek. Elimle yani. Elimin altından kayıp gidenlerle ilgilenmiyorum bu aralar. Hayatımın büyük bi kısmıyla ilgili olsa da. Sadece bi yerlere uzanmak istiyorum. Yurttan sesleri dinlerken bi başka boşluktan- apartman boşluğu- müziğimle uyumsuz birlikteliğinden rahatsız olmadan huzurun dünyanın hangi köşelerinde olabileceğini düşünüyorum. Huzur hakikaten bizim içimizde mi? Ne kadar kaçarsak kaçalım popomuzun arkamızda olduğu prensibinden mi hareket etmeli? Huzur bence ikiye ayrılıyor. Bir iç huzur iki dış huzur. Dış huzurumuzu kapının huş ağacından mı yoksa çam yarmasından mı yapıldığı, kürtlerin şimal diyip bakamadığı o sarı kocaman şeyin gönderdiği sinir bozucu ışınlardan korunmak için ördüğümüz duvarların kalınlığıyla, taktığımız gözlüklerin afili camlarıyla ilintilendirdiğimiz kah ters kah doğru orantılarla, parası olanın gocunduğu bu akıl almaz sulu gezegenle bulabiliyoruz, ama iç huzur? Bilmiyorum. O hiç normal değerlerine ulaşamıyor. Aileler, asla ulaşamadığınız maşuklar, ulaşmak istemediğiniz aşıklar, füturuzca duyduğumuz fütürist kaygılar, arkadaşlar, onların patlattıkları çanak çömlekler, sizin onlarla kurduğunuz monologlar, çağdaşlarımızın keşfedip elimize, cebimize, dizimizin üstüne tutuşturdukları dikdörtgenler prizmaları falan filan. Ruhumuzun her bir hücresinin manda ve himaye fikrinde hemfikir oldukları zamanlar işte. İç sesin dış sesle olan muhteşem çelişkisini yanlız sizin fark edebilmeniz belkim de.
Hayat bu kadar kolay değil ağıraksak. Herkes çocukluğuna dönmek ister böyle zamanlarda. Ben ölümüme dönmek istiyorum belki de bilmiyorum. Ben neden insanların toprak yedikleri, altlarına sıçtıkları, ellerine tükenmez kalemle nebati motifler bezediği zamanlara dönmek istediğini biliyorum çünkü o zaman düşünmüyorduk. Birer küçük salaktık-hala öyleyiz- . Sülüktük. Sıçmak için bile annemize muhtaçtık ya da en hareketli organlarımızdan kırmızı, beyaz çeşitli kıvamlarda sıvılar gelmiyordu. Hayatın onlarla yürüdüğünü bilmiyorduk belki de ama insanın ölüme dönmesi daha güzel. Bilmek çok güzel bi kere. Sonunu görebilmek. kitapların, filmlerin, sokakların, karaların sonuna gelmek için gösterdiğimiz gayreti sonumuzdan kaçmak için gösteriyoruz. Bilmek bence dünyanın en güzel şeyi. Herşeyi bilmekse insanın sonu. O yüzden ölüyoruzdur belki. Belden aşağı irtifalarda gezdirmediğimiz kitaplarda söylenen melek belki bize herşeyi söylediği zaman ölüyoruzdur olamaz mı? İlla eline tutuşturduğumuz orağıyla, Neslihan Yargıcı rengindeki berbat kostümüyle mi gelip götürmesi gerekiyor bizi? Sanmıyorum.

Hiç yorum yok: